| Bak, burada iyi bir şeyler yaptığını düşündüğünü biliyorum, ama yapmıyorsun. | Open Subtitles | أعرف أنك تظن , أنك تقوم بشئ صحيح هنا لكنك مخطئ |
| - "Onun iyi biri olduğunu düşündüğünü biliyorum." - "İyi olduğunu biliyorum." | Open Subtitles | كنت أعرف أنك تظن . أنه رجل جيد . كنت أعلم أنه رجل جيد |
| Ray, orkestraya yumuşak davrandığımı düşündüğünü biliyorum ama o cazcılar ben ne istersem yaparlar. | Open Subtitles | راي ، أعلم أنك تظن أني سلس مع الفرقة لكن هذه القطط تفعل كل ما أطلبه منها |
| Birilerini nasıl dolandıracağını bildiğini sandığını biliyorum ama bu insanların parasını çalmak büyük bir suç. | Open Subtitles | أعلم أنك تظن نفسك محترف، لكنها جريمة عظمى أن تسرق مال هؤلاء. |
| Muhtemelen benim deli olduğumu düşünüyorsun, değil mi? | Open Subtitles | من المحتمل أنك تظن بأني مُضرب عمل، صحيح؟ |
| Bak, bunu suçluluk duygusundan kurtulmak ya da acıdığım için yaptığımı düşündüğünü biliyorum ama bu doğru değil. | Open Subtitles | انظر . أنا أعلم أنك تظن أني أفعل هذا بدافع الشفقة أو الذنب لكن هذه ليست الحقيقة |
| Dünya için hiç bir umut kalmadığını düşündüğünü biliyorum. Ama bir umut var. | Open Subtitles | أعرف أنك تظن أنه لا يوجد أمل في العالم لكن هنالك أمل |
| Sana karşı hislerim olduğunu düşündüğünü biliyorum ama yok. | Open Subtitles | نعم , أعرف أنك تظن أني أكن لك مشاعر لكنني لست كذلك |
| Şu an olman başka bir yerde olsan daha iyi olacağını düşündüğünü biliyorum ama öyle değil. | Open Subtitles | أعلم أنك تظن أن لديك مكانا أفضل تكون فيه الآن، ولكن ليس لديك. |
| Veya, düşünmemesine rağmen sen buluşma olduğunu düşündüğünü düşünebilirsin. | Open Subtitles | أو لربما أنكَ تظن أنها ستظن أنك تظن بأنه موعدٌ غرامي مع أنها لا تظن ذلك |
| Bak, seni terk ettiğimi düşündüğünü biliyorum galiba ettim de. | Open Subtitles | اسمع، أعرف أنك تظن أنني قد هجرتك وأظن أنني فعلت في البداية. |
| O işin bana uygun olmadığını düşündüğünü biliyorum. | Open Subtitles | أعرف أنك تظن أن هذه الوظيفة لم تكن لأجلي على أي حال |
| Sizi terkettiğimi düşündüğünü biliyorum ve belki de yaptım ama sadece beni suçlayamazsın. | Open Subtitles | أعلم أنك تظن أنني هجرتك وربما قد فعلت فعلًا لكنّك لا تستطيع لومي على هذا |
| Yapabileceğini düşündüğünü biliyorum, evet. | Open Subtitles | الآن ، أعلم أنك تظن أنك تقدر على فعلها ، أعلم ذلك |
| Buradaki herkesten daha zeki olduğunu düşündüğünü biliyorum Hewitt ama işini yapmamandan, işe gelmemenden bıktım artık. | Open Subtitles | أعلم أنك تظن أنك أذكى من جميع من يعمل هنا لكني سئمت من تخاذلك عن عملك تغيب كثيراً |
| Bu işin yürüyebileceğini düşündüğünü biliyorum ama yürümez. | Open Subtitles | أعلمَ أنك تظن هذا يمكن أن ينجح، لكنه لن ينجح |
| Evrenin onların ölmesini istediğini düşündüğünü biliyorum ama ben öyle düşünmüyorum. | Open Subtitles | انظر، أعرف أنك تظن بأن الكون يريد موتهما |
| Hiç umut olmadığını düşündüğünü biliyorum. | Open Subtitles | أعلم أنك تظن أنه ليس هنالك أمل |
| Sürpriz. Kızımı Kubbe yüzünden kaybettiğimi sandığını biliyorum ama çok öncesinde gitmişti o. | Open Subtitles | مفاجأة، أعلم أنك تظن أني فقدتها بسبب القبة |
| Kendini Noel baba sandığını biliyorum, ama değilsin. | Open Subtitles | أعلم أنك تظن بأنك سانتا ولكنك لست كذلك |
| Tamam biliyorum aptal olduğumu düşünüyorsun ama | Open Subtitles | حسناً، أعرف أنك تظن ... بأنني في طريقي إلى السذاجه |
| Biliyorum hala olduğumu düşünüyorsun Dışarıya iten şey ... | Open Subtitles | أعلم أنك تظن أني أستعجل على أمر الدخلاء |