| Trinculo: sefalet tuhaf yatak arkadaşları kazandırıyor insana. | TED | ترينكيلو: يعرف البؤس الرجل ذي الرفقاء الغرباء. |
| O birinci elden, ülkesine yüklenen sefalet, korku ve başarısızlığı deneyimliyor. | TED | إنه يعاني مباشرةً من البؤس و الخوف و الفشل المفروض على دولته. |
| Sanırım hayatım boyunca acı içinde yaşamışım. | Open Subtitles | يبدوا أنني كنت اطوف حول البؤس طوال حياتي |
| Bu durumda, mutsuzluk gerçekten de sevinç getirir. | TED | في هذه الحالة البؤس والعناء حقا يحب الصحبة. |
| Ben Diamond'ın beşikten mezara ıstırap mekanizması. | Open Subtitles | بن دايموند من المهد إلى اللحد المبكر آلة البؤس. |
| Ama ızdırap, sayın bayım... Ayıp diye buna denir işte! | Open Subtitles | لكن البؤس رذيلة, يا سيدي العزيز, إن البؤس رذيلة |
| Misery filmindeki gibi kurtulmak zorunda kalmamak için yürüdüm. | Open Subtitles | وبعد ذلك انقذ مثل الإنقاذ في فيلم البؤس ، لذا فقد مشيت |
| Çevreme baktığım zaman sefaletten başka bir şey görmüyordum. | Open Subtitles | فى كل شئ من حولى, لا يمكنى ان ارى الا البؤس الظلم و الوحشيه |
| Bugüne kadar gizlenmiş, sefalet içinde bir yaşam sürmüştü. | Open Subtitles | لقد كانت مُختفية و تعيش في البؤس حتى الآن |
| Bu filmde gösterilen sefalet çaresiz değil. | Open Subtitles | البؤس الذي شاهدتموه في الفيلم يمكن إيقافه |
| Anladın mı? onu ilk bulduğum gibi sefalet ve pisliğin içinde bırakıp gidemem. | Open Subtitles | لن أستطيع أن أتركها للمرض و البؤس الذين رأيتهم فيها من قبل |
| Hepimiz evlerimize döneriz sefalet içinde zor şartlarda yiyecek bulmak ve aldıklarımızı geri vermek ve başka bir "Lukas" gelip tekrar topraklarımızı alana kadar çalışırız. | Open Subtitles | ذهبنا جميعا لبيوتنا إلى البؤس العمل الجاد واعطاء السلطة مرة أخرى للعثور على الغذاء |
| Hiçbir yanlış yok. Sadece onu buraya getiren acı durumu hafızasından sildim o kadar. | Open Subtitles | ليس بها خطب، فقط أزلت البؤس الذي جلبها لهنا، ذلك كل ما في الأمر |
| Sanırım o kitaplardaki acı ve insanların çektiklerinin... aslında gerçek olduğunu gördün. | Open Subtitles | مع انه يمكنك ان تعيش فى الكتب ولكن عليك ان تبدأ لمعرفة سر هذا البؤس لابد ان تقرا عن ماذا يكون |
| Eğer hemen şimdi o yüzüğü geri götürmezsen tüm dünyan mutsuzluk ve acı ile dolacak. | Open Subtitles | إن لم تعد الخاتم الآن سينتهي بك المطاف في عام من البؤس والألم |
| Tüm dünyamın mutsuzluk ve acı dolu olmasına hazır olduğum hiç aklınıza geldi mi acaba? | Open Subtitles | ألم يخطر لأي أحد منكم أني مستعد لعالم من البؤس والألم |
| Birini kaybettiğin zaman, büyük aşkın bedeli büyük bir ıstırap oluyor. | Open Subtitles | وثمن الحب الكبير هو البؤس العظيم عندما يموت أحدهما |
| "O kadar çok acı çekiyorum ki... o kadar çok ızdırap!" | Open Subtitles | ...أنا أمر بكثير من الألم كثيراً من البؤس ، يا إلهي |
| Misery üst kulvarda biraz fazla sorumluluk alıyor. | Open Subtitles | البؤس الإفراط في يرتكب على الممر العلوي. |
| Bize acı ve sefaletten başka bir şey getirmediğin için. | Open Subtitles | كل ما فعلته لاشيء لكنه جلب لنا البؤس والألم |
| Mutlu olman için benim daha ne kadar mutsuz olmam gerekiyor? | Open Subtitles | كم من البؤس يجب عليّ أن أمرّ به قبل أن تكوني سعيدة ؟ |
| Ona hayat sundum, ama o bir sefaleti tercih etti, yaşlı Victrola. | Open Subtitles | لقد عرضت عليه الحياه ولكنه أختار البؤس وألته الموسيقية |
| Hiçbir insan bu kadar sefalete dayanamaz. | Open Subtitles | لا يوجد إنسان يستطيع أن يتحمّل كل هذا البؤس |
| Ne yani, bu acıyı bir de en baştan mı tekrar edecektim? | Open Subtitles | حسناً، هل كنت تعتقد أني سوف أعيد كل هذا البؤس من جديد |
| O Mara. Tüm bu ızdırabı buraya getiren sürtük o. | Open Subtitles | انها السافلة مارا التي جلبت كل هذا البؤس الى هنا |
| Neden insanların bu sefil durumdan kurtulmaları için dua etmiyorsun? | Open Subtitles | ليش ما تصلين لكل الناس المساكين في هذا البؤس |
| Şu dünyada öyle çok Gizem var ki. | Open Subtitles | هناك الكثير من البؤس في هذا العالم |
| O zaman onu bu perişan durumdan çıkararak bir iyilik yapalım. | Open Subtitles | إذاً يجب علينا أن نصنع له معروفاً ونخرجه من كل هذا البؤس. |