| Yakasında çiçek olan şu yakışıklı herif fazla ilgi gösterdi. | Open Subtitles | هذا الرجل الوسيم صاحب الزهرة في سترته جاء إلي |
| Saçındaki çiçek, otobüste bendeki çiçeğe benziyor. | Open Subtitles | الزهرة في شعركِ تشبه التي كانت لدي في الحافلة |
| Emma saçına çiçek takmak istemiyor. | Open Subtitles | إيما لاتريد أن تلبس الزهرة في شعرها |
| Beatrice, biraz daha gençleşirsen seni nikahta çiçek taşıyan kızlardan yapacağız. | Open Subtitles | بيتريس " هل تصغرين أكثر " علينا أن نجعلك السيدة الزهرة في الزفاف |
| Yakasındaki çiçek dışındaki her şey! | Open Subtitles | كل شيء إلا الزهرة في طية صدر الستر |
| Bir gün bir yabancının evine gittim, elimde çiçek vardı, kapıyı çaldım ve şöyle dedim: "Selam, bu çiçeği avlunuza dikebilir miyim?" | TED | ذهبت في يوم ما إلى منزل رجل غريب، وكانت معي تلك الزهرة في يدي، طرقت على الباب وقلت، "هل تسمح لي بغرس تلك الزهرة في فنائك الخلفي؟" |
| (Gülüşmeler) Yarım saat sonra, çiçek Connie'nin avlusundaydı. | TED | (ضحك) ثم بعد نصف ساعة، كانت هذه الزهرة في فناء كوني الخلفي. |
| Şanghay'daki çiçek Pagodası. | Open Subtitles | معبد الزهرة, في شانقهاي. |
| Dylan'ın elindeki çiçek bir roseacalyx'ti, bir gül goncası. | Open Subtitles | الزهرة في يد ديلان كانت (كأس الوردية) أي البراعم |