| - Rapor tuttular kanıtları topladılar ve yarım kutu kurabiye yediler. | Open Subtitles | لقد أخذوا تقرير، بعض الأدلة، و تناولوا نصف مجموعة من الكعكات. |
| Bu her misafir geldiğinde yaptığın midye şeklinde kurabiyeler var ya... | Open Subtitles | أتعرفين تلك الكعكات الصغيرة التيتعدينها... حينما يزورنا الضيوف؟ أريد دستة منها |
| Firma kendine özgü olan bu kurabiyeleri yaparken hamurun bir yüzüne markasını yerleştirmiş. | Open Subtitles | إذاً، الشركة التي قامت بصناعة تلك الكعكات المعينة تطبع أحرفها الأولية بداخل العجين. |
| Ardından araştırmama başladım, eşsiz ve detaylı bir araştırma. Sonradan buldum, çocuklara pasta yapmakta çok büyük para var. | Open Subtitles | و بدأت أقوم بأبحاثي في القرى و يدأت أحصل على النقود مقابل الكعكات |
| Yani dünyada daha bir sürü kek var. | Open Subtitles | أعني أن هناك الكثير من الكعكات في العالم |
| Excaliboar kekleri. Tüm gece bunlarla uğraştım. | Open Subtitles | هذه الكعكات التي صنعتها طوال الليل بأكمله |
| - çörek. | Open Subtitles | الكعكات جيد، إذاً، تفضلوا بعض الكعكات الكعكات |
| Muhteşem kekler yapan küçük fırını hatırlıyor musun? | Open Subtitles | ،أتذكرين ذلك المخبز الصغير الذي يعد الكعكات المدهشة؟ |
| Umarım bu çörekler eve dönene kadar sizi idare eder. | Open Subtitles | آمل من هذه الكعكات أن تمتعكم حتى تصلوا للبيت |
| Normalde geçmezdim ama saldırgan tipli bir kız izci gördüm. kurabiye sezonunun doruklarındaydık. | Open Subtitles | ولكني رأيت فتاة كشافة ذو مظهر عدواني، وكان ذلك في ذروة موسم الكعكات |
| Biricik oğullarına artık kurabiye gönderemeyecekler. | Open Subtitles | لأن ولدهم الصغير لم يرسل الكعكات لهم أيضاً |
| İçeri girin, birer kurabiye alın, TV'yi açın ve sakinleşin. Sağol anne. | Open Subtitles | ــ كل شيئ على مايرام يافتيات فقط إدخلا تناولا بعض الكعكات وشاهدا التلفزيون وإهدئا ــ شكرا يا أماه |
| - Beğendin mi? Sana söylüyorum, burada milyon dolarlık kurabiyeler var. Her biri bir milyon. | Open Subtitles | أقول لك، هناك الملايين من الدولارات في هذه الكعكات. |
| Çikolata parçacıklı kurabiyeler için teşekkür ederim Susan. | Open Subtitles | شكرا لك, سوزان لتلك الكعكات الرائعة بالشوكولا |
| Şu kurdelayı açmama yardım edersen içindeki kurabiyeleri seninle paylaşmaktan zevk duyarım. | Open Subtitles | أرغب بمشاكرتك هذه الكعكات فقط إن ساعدتني بنزع هذا الرباط |
| Bana pasta yapar, limonata getirir, hatta beni öptüğünde, bacağı bile heyecanlanırdı. | Open Subtitles | كانت تخبز لي الكعكات وتُحضر لي الليموناضة وعندما كانت تُقبّلني حتى ساقها كانت تشعر بالإثارة |
| Aşırı yüksek kek masasının tam yanında. | Open Subtitles | إلى جانب طاولة الكعكات الشاهقة الارتفاع التي لايمكن الوصول إليها |
| kekleri eşeledin yastıkları fırlattın ve haftada bir yaptığın seksi de düşününce bu küçük mutsuz ağacı buldun. | Open Subtitles | لذا بحثت عبر الكعكات و وسائدك الكثيرة و الجنس مرة في الاسبوع طوال حياتك وصولا إلى اعماقك |
| İstersen kahvemiz hazır, ayrıca ayartılmaya ihtiyacım varmış gibi biri çörek getirmiş. | Open Subtitles | ،لدينا قهوة لو ترغب بالقليل وبعض الكعكات الللعينة لو كنتَ بحاجة إلى الإغراء |
| Bana iyi geceler öpücü verdiğiniz kekler pişirdiğiniz, ninniler söylediğiniz anılarım. | Open Subtitles | إن ذكرياتي عنكما كانت تقبيلي قبل النوم... وخبز الكعكات وأغاني الأطفال. |
| -Sıcak böğürtlenli sütlü çörekler. -Seninle çıkmaya devam edersem beş kilo alacağım, | Open Subtitles | ومن الدافئة الكعكات التوت البري اللبن والليمون الرائب. |
| Yani ekmek veya bu olayda muffin bu olay için biçilmis kaftan. | Open Subtitles | لذا الخبز، أو في هذهِ الحالة الكعكات هي الموصل المثاليّ لفطر التوهّم. |
| Beş yıl sonra kapkek işi yürümedi. | Open Subtitles | وبعد خمس سنوات الكعكات وحدها لن تفي بالغرض |
| Köşeye oturtur kulaklarına donut bile takabilirsin. | Open Subtitles | يمكنك أن تضعيه في زاوية وتعلّقي الكعكات من أذنيه. |
| Ben şu küçük lolipop keklerden alayım bari. | Open Subtitles | أظني سأخدم نفسي بإحدى هذه الكعكات |
| Bu Çöreklerin tadına baksaydın, böyle söylemezdin. | Open Subtitles | لن تكون مستغرباً لو كنت قد تذوّقت إحدى الكعكات |
| Yani senin koca kafanı kırmadan o çörekleri geri ver. | Open Subtitles | إذاً، اعد لها هذه الكعكات قبل أن أسقطك أرضاً |