| Bildiğiniz gibi özel taşıyıcıların özel ayrıcalıkları vardır. | Open Subtitles | و كما تعلمون فان المهام الخاصة معها امتيازات خاصة |
| Araba park yeri, yemekhane ayrıcalıkları... | Open Subtitles | امتيازات غرفة العشاء, ايرادات الميزانية, هذا النوع |
| Son 24 saatte bütün karar verme ayrıcalığı kaldırılmıştır ! | Open Subtitles | للـ24 ساعه التالية،كل قرارتكم التي تُعطي امتيازات قد أُزيلت |
| Silahlara ait ayrıcalıklar titizlikle seçilerek idareli dağıtılmalı. Buna rağmen sana silah vermişler. | Open Subtitles | امتيازات الأسلحة بحاجة لأن يتم سحبها بشكلٍ انتقائي. ومع ذلك، يعطوك مسدس ما. |
| Hepimiz, birilerinden daha ayrıcalıklı ve bir başkasından daha az ayrıcalıklıyız. | TED | جميعنا ذوي امتيازات أكثر من أحدهم وذوي امتيازات أقل من غيره. |
| Müttefiklere ihtiyacım olacak ve müttefikleri elde etmek için de yönetici ayrıcalıklarına tabii ki. | Open Subtitles | سأحتاجُ إلى حلفاء ولسوف أحصل عليهم سأحتاج إلى امتيازات إدارية |
| Buna ek olarak, kurul sana üyelik ayrıcalıkları veriyor. | Open Subtitles | إنّ لجنة النادي قامت بتوسيع امتيازات العضوية لك |
| Artık hafta sonu ayrıcalıkları yok ve gelecek döneme kadar akşam yemeklerini tek başına yiyeceksin. | Open Subtitles | عطلة نهاية الأسبوع لن تكون اكثر امتيازات عليك احتجاز وجبات العشاء حتى الفصل الدراسي القادم |
| Vampir ayrıcalıkları olmadan. Gücün olmadan kimseyi etki altına almadan, hiçbir vampir yeteneği kullanmadan. | Open Subtitles | بدون امتيازات مصّاصة الدّماء وبدون القوّة والإذهان وما إلى ذلك |
| Beverly Hills'teki birinci sınıf özel hastanelerde ayrıcalıkları var ve anneni oraya sevk etmek istiyor. | Open Subtitles | لديه امتيازات في مستشفى خاص من الدرجه الاولى في بيفرلي هيلز وهو يريد نقل والدتك الى هناك |
| Bağırsağımız güvenliği için oylama ayrıcalıkları elde etmiyor. | Open Subtitles | الامعاء الخاص بك لا يحصل على امتيازات التصويت على سلامتنا. |
| Kıyafet ayrıcalığı, düşünme koğuşu ve tecrit odası. | Open Subtitles | فقدان امتيازات الملابس ، تفكير ، والانفرادي. |
| 20 saatlik Internet ayrıcalığı da çok işe yarar. | Open Subtitles | و 20 ساعة من امتيازات الانترنت تمنحك الكثير |
| Yumuşak, soylu, serveti başarı, ayrıcalığı güç sanan insanlar bunlar. | Open Subtitles | مُرفهين يشعرون بأحقيتهم يخلطون بين الثراء والنجاح وبين امتيازات الغنى والقوة |
| Sağladığı ayrıcalıklar sayesinde birçok şey elimin altında. | Open Subtitles | فبما فيه من امتيازات ، يمكننى الوصول لأى شئ أريده |
| Aslında özel ayrıcalıklar kazanmak için sistemle oynamanın bir yolunu buldum. | Open Subtitles | إنما... بالواقع، ظننتني وجدت طريقة للتحايل على النظام لنيل امتيازات خاصّة... |
| Orada program gibi ayrıcalıklar yok. | TED | لا تحصل على امتيازات هناك، مثل التأهيل |
| Oldukça ayrıcalıklı ve belli ki yetenekli bir adamsın. | Open Subtitles | أنت لديك امتيازات كثيرة حقاً وواضح أنك موهوب جداً |
| Ayrıcalıksız yaşamayı öğrenmeliyiz çünkü ayrıcalıklı bir halk değiliz. | Open Subtitles | يجب أن نتعلم العيش بدون امتيازات لأننا لسنا شعباً مرفهاً |
| Bütün bu işgal, saniyeler içinde sona erecekti, eğer yerli halk özel ayrıcalıklarına ya da gıda, erzak yardımlarına karşılık kirli işleri yapma konusunda istekli olmasaydı, çalışma kapına götürülmeyecek olsaydı... | Open Subtitles | وكل هذا الاحتلال , سينهار في ثانيه لو لم يكن السكان المحليين على استعداد للقيام بهذا العمل القذر في مقابل الحصول على امتيازات خاصه كالطعام والمؤن |
| Böyle konuşabilmen doktor imtiyazı mı? | Open Subtitles | أن هذا الأمر يعد من امتيازات الدكتور أيضا , إليس كذلك ؟ |
| Bir haftalığına Internet'e girme ayrıcalığım oldu ve adresini buldum. | Open Subtitles | كان عندي امتيازات الانترنت مرة كل اسبوع فوجدت عنوانه |
| Annenle nişanlanınca seni cezalandırma ayrıcalığını da elde ettim. | Open Subtitles | أعتقد أن الخطوبة هى أفضل فترة للحصول على امتيازات إضافية |