| Dün gece Philadelphia'da iki adam metal boruyla dövülmüş. | Open Subtitles | رجلان تم ضربهما بأنبوب معدنى فى فيلادلفيا ليلة امس |
| Bir dövüşçü bu kadar kişiyi boruyla ya da elleriyle öldürebilecek dirence sahiptir. | Open Subtitles | ليلتزم بهذا النوع من المبالغة فى القتل لكل هؤلاء الاشخاص سواء بأنبوب او بيداه |
| Geçen ay bir adam kendini tuvaletteki boruya asmıştı. | Open Subtitles | هناك رجل الشهر الماضي شنق نفسه بأنبوب في غرفه الرجال |
| Bir boru ,silindir yada beysbol sopasıyla vurularak öldürülmüş. | Open Subtitles | ضرب حتى الموت بأنبوب او اسطوانة او ربما بمضرب بيسبولِ |
| Ağıla girip domuzlarının ağız ve burunlarından küçük bir kâğıt filtre ile örnek alıp bu filtre kâğıdı, domuzların ağız ve burunlarından genetik materyali alacak kimyasalların bulunduğu tüp içerisine yerleştirebiliyorlar. | TED | بإمكانهم الذهاب للحظيرة ومسح أنف وفم الخنزير بورقة ترشيح صغيرة، ووضع تلك الورقة بأنبوب صغير، ومزجها مع بعض المواد الكيميائية التي ستستخلص المادة الجينية من أنف وفم الخنزير. |
| Senin kahramanın hayatının son sekiz ayını yatakta, beslenme tüpüyle geçirdi. | Open Subtitles | بطلك، قضى الثماني أشهر الاخيرة له من حياته في فراشه مستعيناً بأنبوب تغذية |
| Siz bayanlar hastaya beslenme tüpü takma onuruna sahip olacaksınız,... | Open Subtitles | سيداتي، ستحظون بشرف تزويد المريض بأنبوب مغذٍ |
| Sen iki günlükken burnundan tüple sümük çekmem dışında seninle çok az tanışıyor sayılırız. | Open Subtitles | غير سحب المخاط من أنفسك بأنبوب عندما كان عمرك يومان انا بالكاد أكون معك |
| Sana doğru gelip kafana demir bir boruyla vuruyor. | Open Subtitles | فهي تتوجه صوبكَ مباشرةً، وتضربُك بأنبوب الماء في وجهك. |
| Birinin kafana kahrolası bir kurşun boruyla vuracağından korkuyorum. | Open Subtitles | أخشى أن تتعرض لضربة على الرأس بأنبوب من النحاس، أتفهمني؟ |
| Senin beyaz kıçını 134. sokağa götürürüm... kafanı bir boruyla parçalarım. | Open Subtitles | سآخذك لشارع 150 و أحطم رأسك بأنبوب |
| Albay Mustard salonda, kurşun boruyla. Albay Mustard salonda, kurşun boruyla. | Open Subtitles | فى غرفة الطعام " كول ميستراد "بأنبوب المقدمه |
| - Dedim ki Albay Mustard salonda, kurşun bir boruyla. | Open Subtitles | ـ لقد قلت " كول ميستراد "َ فى غرفة الطعام بأنبوب المقدمه |
| Senin beyaz kıçını kerhane sokağına götürür... kafanı bir boruyla parçalarım. | Open Subtitles | سآخذك لشارع 150 و أحطم رأسك بأنبوب |
| Adamı aşağıda bir boruya kelepçeledin değil mi? | Open Subtitles | ما يبشر خيراً هو عثورك عليه مكبلاً بأنبوب في أعماق المجاري، صحيح؟ |
| Sonra daha küçük çaplı bir boruya oradan daha da küçük çaplı bir boruya. | Open Subtitles | وبعدها يتدفق بأنبوب طوله قدمان... ...وبعدها يتدفق بأنبوب بمقاس قدم وطول هذا الوقت وهو يندفع ببطأ... |
| Kaçmaya çalışırken boruya çarptım. | Open Subtitles | صدمتُ رأسي بأنبوب حينما حاولت الهروب. |
| Kafama bir boru ile vurdu sonra da kalabalık bir partide ateş etti. | Open Subtitles | لقد ضربني على رأسي بأنبوب ثم أطلق النار على حفلة ممتلئة بالمدعوين لذا، أشعر بالأسف لحزنك |
| Bunu boru hattı için mi yaptı peki? Hile yapmasının boru hattıyla bir ilgisi yoktu. Olivia'nın suikast olayında Hollis'i koruduğunu biliyoruz. | Open Subtitles | من أجل أنبوب نفط؟ لا علاقة لذلك بأنبوب النفط. حسناً. |
| Ya sadece kafasına demir boru geçirsem? | Open Subtitles | ماذا لو قمت بضربها على رأسها بأنبوب حديدي؟ |
| Temelde, tüp içerisine yerleştirilmiş bir kamera diyebiliriz. | Open Subtitles | بشكل أساسي عبارة عن آلة تصوير بأنبوب |
| Ömrünün son sekiz ayını yatakta besleme tüpüyle geçirdi. | Open Subtitles | قضى معظم حياته في السرير يتغذى بأنبوب |
| Hayatta olmasının tek sebebi,solunum tüpü takılmış olması. | Open Subtitles | السبب الوحيد كونها حية أنها متصلة بأنبوب |
| Boğazında bir tüple ve nerede olduğunu bilmeden. Etrafında sadece yabancılar olacak ve büyük ihtimalle deli gibi ağrısı olacak. | Open Subtitles | و بأنبوب يكبس حلقها، و لا تدري كيف وصلت إلى هنا و محاطة بأناس غرباء و تتألم ألم الجحيم |