| Yoldaşlar, ekmek ve iş diyorlar... ama ekmek ve şarap daha iyi olmaz mıydı? | Open Subtitles | ، أيها الرفاق، يقولون خبزاً وعمل لكن ألانكون أفضل بالخبز والنبيذ ؟ |
| Yaratıcı ol. ekmek arası peynir yapmak yerine, şekerleme ye. | Open Subtitles | كن مبدعاً، بدل استخدام سندوتش بالخبز استخدم تورتة بالمفرقعات |
| Harry beyaz ekmek içinde krem peynir ve turp yemeyi seviyor. | Open Subtitles | هاري يحب جبنة الكريمة وسندويش الفجل بالخبز الأبيض |
| Biri masa örtüsünü kirletir, ötekine bir şey beğendirilmez ve çocuk da midesini kuru ekmekle doldurur. | Open Subtitles | لقد أفسد مفرش المائدة, وهي لا يعجبها شيئًا, والصبي يحشو معدته بالخبز. |
| Senin yumurtayı ortası çıkartılmış ekmekle sevdiğini sanıyordum. á la ben! | Open Subtitles | لقد اعتقدت أنك تفضل البيض بالخبز ذو الفتحة في المنتصف |
| Gerçekten bir şeyler yerse, tost Ekmeği vereceğime söz verdim. | Open Subtitles | لقد وعدته بالخبز المحمص لو أنه اكل شئ حقيقي |
| Tosttasın! | Open Subtitles | أنت بالخبز |
| Sürekli sözümü kesmeler, ters ters bakmalar ağzıma ekmek tıkamalar bari üstünde yağ olsa. | Open Subtitles | وقفتك ونظراتك الي وتحشي فمي بالخبز فارغ بدون شيء |
| ekmek ve şarap şişeleriyle hep bunu yapar... Neyse... | Open Subtitles | هي تفعل ذلك بالخبز , والنبيذ وعلى أية حال، |
| Bu tıpkı; İsa'nın tüm o insanları ekmek ve balık ile beslemesi, gibi.. | Open Subtitles | مثل المسيح عندما يطعم جميع الناس بالخبز والسمك |
| Kralına 100 araba ekmek, buğday ve şarap alacağını söyle. | Open Subtitles | ابلغ ملكك انه سوف يحصل على مئة عربه مليئه بالخبز الدخن والنبيذ |
| Ama Roma halkına ekmek vermiyor olsalardı o zaman kendi hayatları tehlikeye girebilirdi. | Open Subtitles | لكنهم إذا لم يمدوا السكان الرومان بالخبز فقد يصير بقاؤهم على قيد الحياة ذاته على المحك |
| ekmek yakın zamana kadar Las Hurdeslilere yabancıydı. | Open Subtitles | إلى فترة قريبة لم يسمعوا بالخبز |
| ekmek vermeliyiz, Ve şeker de... | Open Subtitles | علينا أن نمدكم بالخبز وبالسكر أيضاً |
| İnsan yalnız ekmekle değil Tanrı'nın ağzından çıkan her sözle yaşar. | Open Subtitles | الانسان لا يحيا بالخبز وحده بل بكل كلمة تخرج من فم الله |
| Onlara sadece ekmekle yaşamamayı öğrettin. | Open Subtitles | أنت علمتهم ألا يعيشون بالخبز وحده |
| Onlara sadece ekmekle yaşamamayı öğrettin. | Open Subtitles | أنت علمتهم ألا يعيشون بالخبز وحده |
| Oh, biz sadece ekmekle yaşamıyoruz. | Open Subtitles | أوه، ونحن لا نعيش بالخبز وحده. |
| - Üçü ekmekle dolu. | Open Subtitles | ـ ثلاثة منها ممتلئة بالخبز |
| Tarzını beğendim. - Ekmeği uzatır mısın? | Open Subtitles | حسنٌ ، كما يحلو لكِ هلاّ أتيتِ بالخبز من أجلي؟ |
| - Tosttasın. | Open Subtitles | - انت بالخبز |
| Frank'e tost getirmiştim, çocuklarınız açlıktan ölmek üzereymiş. | Open Subtitles | حَسناً، ديبرا، أنا كُنْتُ أَجيءُ هنا بالخبز الفرنسي لفرانك، وبعد ذلك لاحظتُ بأنّ أطفالكَ كَانوا جائعون. |