| Kanal, ona kendi programını önerince ideal bir şey gibi göründü. | Open Subtitles | عرضت عليه القناة برنامجه الخاص, و بدا ذلك أفضل, |
| O an doğru göründü işte. | Open Subtitles | بدا ذلك الحق في ذلك الوقت، كما تعلمون. |
| Dün, baktım ve... tümüyle aptalca göründü, düz, duygusuz ve çocuksu. | Open Subtitles | يوم أمس، نظرت إلى أعلى... والشيء بأكمله بدا ذلك... غبي تماما ومسطحة وغني... |
| Üzgünüm. Düşünürken daha az acı verici gelmişti. | Open Subtitles | آسفة, لقد بدا ذلك أقل قسوةٍ بكثير وهو في رأسي. |
| Bunu içimden söylediğimde, kötü bir şey gibi gelmişti. | Open Subtitles | انتظر , عندما قلت ذلك في رأسي لقد بدا ذلك سيئاً |
| Ama anlaşılan beceremedik. | Open Subtitles | بدا ذلك خيار بائس |
| Ama anlaşılan beceremedik. | Open Subtitles | بدا ذلك خيار بائس |
| Bu epeyce ucuz bir kare gibi göründü. | TED | بدا ذلك من الحلول المستسهله |
| Bana hep aptalca göründü. | Open Subtitles | لقد بدا ذلك سخيفا دائما |
| Doğru olan bu gibi göründü. | Open Subtitles | لقد بدا ذلك صواباً |
| Bu sana mantıksız mı göründü? | Open Subtitles | هل بدا ذلك غير عقلاني لك؟ |
| - Bu duygusal boşalma olarak göründü. - Öyleydi. | Open Subtitles | 268)} .بدا ذلك مطهراً - .كان كذلك - |
| - Epey güçlü göründü! | Open Subtitles | بدا ذلك قويا بالفعل! |
| Beni rahat bırakacağı için işime gelmişti. | Open Subtitles | بدا ذلك جيداً بالنسبة لي، بما أنها بهذا ستدعني وشأني. |
| Onların daha önce; kaçamak, yolculuk ve çağdaşlık hakkında bir kelime dağarcığı geliştirmemiş olmaları bana bir kriz gibi gelmişti, bu römorkte, bu dış kaplamaya uygun bir durumdu. | TED | وقد بدا ذلك لي كأزمة بأنهم لم يتمكنوا أبدا من تكوين مفردات عن الهرب، وعن السفر، والحداثة في هذه المقطورة، والمتوافقة مع الهيكل |
| Steve'in benimle konuşmak istediğini söylediklerinde kulağa makul gelmişti. | Open Subtitles | فعندما أتوا و أخبروني "ستيف يريد التحدّث معك" بدا ذلك معقولا |
| Gerçekten mi? Sanki alıntı yapıyormuşsun gibi gelmişti. | Open Subtitles | حقاً ، بدا ذلك وكأنك كنت تقتبسين |