| Barış için bir zeytin dalı uzattığına inanmak bana zor geldi. | Open Subtitles | أجد صعوبة فى تصديق أنك قد جئت حاملة غصن الزيتون للسلام |
| Bu plan kusursuz, matematiksel. Senin sadece bir bulaşıkçı olmana inanmak zor. | Open Subtitles | كل شيء محسوب بدقة مثل الرياضيات من الصعب تصديق أنك مجرد غاسل صحون |
| Benden senin kendi türüne karşı ihanet edeceğine inanmamı mı bekliyorsun? | Open Subtitles | أنت تتوقع مني تصديق أنك ستنقلب على أفراد جنسك ؟ |
| Birisiyle ciddi bir şey yaşamamış olmana inanamıyorum. | Open Subtitles | أنا لا أَستطيعُ تصديق أنك غير مهتم بأى شخص |
| Olacakları bile bile bana oynanmış fotoğraflar verdiğine inanmakta hâlâ zorluk çekiyorum. | Open Subtitles | لدى بعض المشاكل فى تصديق أنك أعطيتنى صور مزورة وتعرف ما قد يحدث |
| Bugün 10 yaşında olduğuna inanamıyorum. | Open Subtitles | لا أستطيع تصديق أنك تبلغين عشر سنوات الآن |
| Onunla evlenmeyi kabul ettiğine inanamıyorum. | Open Subtitles | أهلاً لا أستطيع تصديق أنك قبلت الزواج بها |
| Emekli olduğunuza inanamıyorum. Seksenden yaşlı durmuyorsunuz. | Open Subtitles | أنا لا أستطيع تصديق أنك ستتقاعد وعمرك لم يتجاوز الــ 85 |
| Beni umursadığına, ve sonunda babamın sevgisini kazandığıma inanmak istedim. | Open Subtitles | أردت تصديق أنك حقاً تهتم لأمري وأنني أخيراً حصلت على حُب أبي |
| Görevinin sonuna geldiğine inanmak zordu. | Open Subtitles | من الصعب تصديق أنك شارفتِ على نهاية مهمتكِ |
| Şu uyuşturucu operasyonu hakkında bir şey duymadığına inanmak zor. | Open Subtitles | من الصعب تصديق أنك لم تسمع بأي شيء عن عملية المخدرات تلك |
| Senin de bunların bir parçası olmadığına inanmak benim için zor. | Open Subtitles | من الصعب علي تصديق أنك لست جزءًا من كل هذا. |
| Ve onca zamandır senin bunun farkında olmadığına inanmak çok zor. | Open Subtitles | وأجد صعوبة في تصديق أنك لم تعلمي طيلة الوقت |
| Senin öyle eğilebildiğine inanmak zor ve ayakkabını bağla. | Open Subtitles | يصعب علي تصديق أنك بالكاد تنحني |
| Onu tanımadığınıza inanmamı mı bekliyorsunuz cidden? | Open Subtitles | هل تتوقعين من تصديق أنك لا تعلمين من تكون؟ |
| Yerini söylemediğine inanmamı bekleyemezsin. | Open Subtitles | لا يمكنك أن تتوقع منى تصديق أنك لم تخبرهم أين كانت؟ |
| Cleary, 124 hastanın hepsini senin at arabasıyla buraya taşıdığına inanmamı bekleyemezsin. | Open Subtitles | كليري ، لا يُمكنك بصراحة أن تتوقع مني تصديق أنك قُمت بحمل 124 مريض إلى هُنا بمفردك |
| Muhtemelen bunu söylememeliyim, ama bunca şeyi Greendale'de öğrenmiş olmana inanamıyorum. | Open Subtitles | على الأغلب لا يجب علي أن أقول هذا و لكن لا يمكنني تصديق أنك تعلمت كل هذا هنا |
| Jeff, erken gelmiş olmana inanamıyorum. | Open Subtitles | لا يمكنني تصديق أنك أتيت مبكراً |
| Bu kadar aptal olmana inanamıyorum! | Open Subtitles | لا يمكنني تصديق أنك بهذا الغباء |
| Çünkü planınız bütün üyeler masa başındayken kulüp evini uçurmaktı kusura bakma ama benden haber aldığına sevindiğine inanmakta zorlanıyorum. | Open Subtitles | لأن خطتك نسف المائدة بمن فيها لذا أعذرني إذا عانيت صعوبةً من تصديق أنك مسرور بسماع شيء مني |
| Bankada pantolonunu indirdin diye gözetim memurun olduğuna inanamıyorum. | Open Subtitles | لا يمكنني تصديق أنك لديك ضابط معاينة سلوك المذنبين من إسقاط سروالك في مصرف. |
| Aradığı zaman gitmeyi kabul ettiğine inanamıyorum. | Open Subtitles | لا أستطيعُ تصديق أنك وافقتَ أن تكون على لائحة اتصال الخاضعين للعلاج. |
| Beni kurtarmış olduğunuza inanamıyorum. | Open Subtitles | لا يمكنني تصديق أنك ساعدتني. |