| Anesteziden sonra, onlara orada olmak istediğini söyledi ve bana sadece yüzde iki yaşama şansı verdi. | TED | صحوت من التخدير، وقال لهم الجراح أن يبلغوه أنه أراد أن يكون هناك، وأنه أعطى لي حوالي الاثنين بالمائة فرصة في الحياة. |
| Öğrendiğim şey şu: yaşamımızın sonuna dair plan yapmaya zaman ayırırsak, yaşam kalitemizi sürdürmek için en iyi şansı değerlendirmiş oluruz. | TED | ما تعلمته هو أنه إذا خصصنا بعض الوقت في التخطيط لنهاية حياتنا، لدينا أفضل فرصة في الحفاظ على نوعية حياتنا. |
| Büyük ikramiyenin, ona yaklaşmak için iyi bir şans olduğunu düşünmüş olmalı. | Open Subtitles | لابد وأنه ظن أنه فوزة قد منحة فرصة في مغازلته لها |
| Jenerik müziği yapmamızda bir şans vermen gerekmez mi? | Open Subtitles | ألا تعتقد أنه يجب عليك منحنا فرصة في كتابة أغنيتك |
| Türklere, bana yaşattıkları çocukluğu hatırlatmak için hiçbir fırsatı kaçırmam. | Open Subtitles | لا أفوت أي فرصة في تذكير الأتراك بالطفولة التي قدموها. |
| Geçtiğimizz haftalarda bütün stoğunu satıp gerçekten zengin olmuş olma ihtimalin var mı? | Open Subtitles | ألديك أيَّ فرصة في بيع كل أسهمك وتصبح غني جداً في الأسابيع القليلة الماضية ؟ |
| Yani hala uluslararası haberlerde bir şansım var. | Open Subtitles | أقصد، لا تزال لديّ فرصة في مكتب الأخبار القوميّة. |
| Bakterilerle enfekte olacak ve patlayacaklar. Ortaya çıkacak bir sürü bakteri birazcık şansı olan bu embriyonun hayatını tehdit edecek. | TED | ستغزوها الجراثيم وتنفجر وستهدد هذه الجراثيم حياة هذا الجنين الذي يملك فرصة في الحياة. |
| Ölümü ve hastalığı yenme şansı, herşeye hayat vermek, birbirini seven insanların sonsuza dek birlikte olmasını sağlamak... | Open Subtitles | أعتقد أنه من أجل فرصة لهزيمة الموت والمرض وترك لكل شخص على هذه الأرض فرصة في الحياة الحياة الصحية الثابتة |
| Paige, bize geri dönmesi için ona verebileceğimiz her şansı verdik. | Open Subtitles | بَيج، أعطينَاها كُلّ فرصة في العالمِ للرُجُوع إلينا. |
| Bir zamanlar biri bana bir şans verdi ve bu hayatımı değiştirdi. | Open Subtitles | أحدهم أعطاني فرصة في إحدى المرات وهذا غيّر حياتي |
| Mahkemede nasıl bir erkek olduğunu görürse belki yatak odasında bir şans daha verir. | Open Subtitles | عندما ترى أي رجل أنت في قاعة المحكمة من الممكن أن تعطيك فرصة في غرفة النوم |
| Ona bir şans vermek istedim. Bütün bunlardan uzakta bir hayat yaşaması için. | Open Subtitles | أردتها أن تحصل على فرصة في الحياة بعيدة عن هذه الآمور |
| Bu volkanik arazide hayatta kalmak her fırsatı değerlendirmeye bağlı. | Open Subtitles | البقاء يعتمد على الإستيلاء على كلّ فرصة في هذه الأرض البركانية المقفرّة |
| Müşterilerden daha çok içme fırsatı yaratmak kötü fikir değil bence. | Open Subtitles | لا اعتقد أنها فكرة سيئة لأخذ فرصة في تضييف عملائك بالشرب حتى الثمالة |
| Her şey bir yana, sana söylemek istediğim tek şey şu anda hayatının en büyük fırsatı ile karşı karşıyasın. | Open Subtitles | ثمة شيء واحد أريد قوله لك أنت الآن تواجه أكبر فرصة في حياتك |
| Ben olmadan buradan canlı çıkma ihtimalin var mı sanıyorsun? | Open Subtitles | أتظن أن أي منكم لديه فرصة في الخروج من هنا حيًا من دوني؟ |
| Oraya benim yerime çıkma ihtimalin var mı? | Open Subtitles | هل لدي فرصة في أن أجعلك تخرج هناك عوضا عني؟ |
| Oraya benim yerime çıkma ihtimalin var mı? | Open Subtitles | هل لدي فرصة في أن أجعلك تخرج هناك عوضا عني؟ |
| En azından orduda bir şansım olur. | Open Subtitles | لدي فرصة في الجيش. |
| Şu hayatta bir şansım olsun istiyorum. | Open Subtitles | أريد فرصة في الحياة |