| Mirketler ve çığırtkan kuşları kaçarken drongo avlarını kapmaya çalışacaktır. | TED | مع فرار القطط الجبلية والطيور الثرثارة، ينزل طائر الدرونغو بسرعة لسرقة فريستهم. |
| Çakallar avlarını ortaya çıkarmak için karmaşık hilelere başvurur. | Open Subtitles | يسهب إستعمال ذئب براري الخدع لتطويل فريستهم. |
| Ayrıca, avı sıkıca kavrayacak yumuşak tabanlar ve onu sudan çekip alacak ince uzun bacaklar da benzer yanlarıdır. | Open Subtitles | لديهم أيضاً لُبد قابضة على مخالبهم وسيقان نحيفة طويلة التى تنتزع فريستهم من الماء |
| Avın keskin dönüşlerine nasıl ayak uyduracaklarını bellemek zorundalar ki avı sendeletebilecek kadar yakınlaşabilsinler. | Open Subtitles | عليهم أن يجيدوا التعامل مع انعطافات فريستهم حتى يقتربوا منها ليعيقوها |
| Favori avları, fokları yakalayamazlar. | Open Subtitles | حيث هم لا يستطيعون مطاردة فريستهم المفضّلة عجل البحر . |
| Bu demek oluyor ki avlarına saldırdıkları sırada saatte bir milimetrelik hızlı bir tempoya çıkabilirler. | TED | يعني ذلك أنه عندما يهاجمون فريستهم يستطيعون تسجيل الخطوة السريعة بمقدار مليميتر في الساعة تقريبًا. |
| Bu avcılar, avların sıklıkla bir araya geldiği okyanus akıntıları arasında mekik dokuyor. | Open Subtitles | هؤلاء الصيّادين يجوبون الحدود بين تيارات المحيط حيث تتجمّع فريستهم في أغلب الأحيان. |
| Kızılderililerde avcılar avladıkları şeyin kalbini yerler. Bu güçlerini artırıyormuş. | Open Subtitles | الصيادون الهنود يأكلون قلب فريستهم لكي يستمدوا قواهم |
| Hepsi de avlarını uçarken yakalayabilecek üstün uçuş yeteneklerine sahip hava avcılarıdır. | Open Subtitles | جميعهم يصطادون في الجو معتمدين على مهاراتهم الرائعة في الطياران لألتقاط فريستهم في الجو |
| Bulanık suda avlarını izlemek için yönlerini sesle belirlerler. | Open Subtitles | إستعمال اكلونك لرؤية فريستهم خلال الماء العكر |
| Klikler fundalık boyunca çok yayıImayan yüksek perdeden seslerdir, böylece avcılar kendi avlarını ürkütmeyeceklerdir. | Open Subtitles | الطقطقات أصوات حادة لكن مداها لا يصل بعيداً، لذا الصيادون لا يخيفون فريستهم |
| avlarını yakalayabilmek için hızdan daha fazlasına ihtiyaçları var. | Open Subtitles | يتطلّب صيد فريستهم أكثر من مجرّد السّرعة وحدها. |
| Çünkü doğal yaşamda avcılar felç edici zehirlerini avlarını yakalayıp yemek için kullanırlar. Ama bu av yenmemiş. | Open Subtitles | لأنه في العالم الطبيعي ، المفترسون بسمّ مسبب للشلل يستخدموه لإمساك وآكل فريستهم |
| avı kuyruğundan yakalamaları lazım. | Open Subtitles | ينبغي بهم القبض على فريستهم بذيولهم |
| avı kuyruğundan yakalamaları lazım. | Open Subtitles | ينبغي بهم القبض على فريستهم بذيولهم |
| En sevdikleri avı arıyorlar. | Open Subtitles | أنهم يبحثون عن فريستهم المفضلة. |
| Ama olağan avları insanlar değil. | Open Subtitles | ولكن الإنسان ليس فريستهم المعتادة |
| avları ise zorlu, hızlı yüzen balık sürüleri. | Open Subtitles | فريستهم... سمك مراوغ سريع السّباحة |
| Şimdi de dönüyor ve hava kabarcıkları püskürterek avlarına doğru yükseliyorlar. | Open Subtitles | الآن ، يدورون و هم ينفخون الهواء من فتحات تنفسهم و يصعدون بإتجاه فريستهم. |
| Taktiği düz bir görüş alanında saklanarak avlarına sahte bir güven duygusu vermek. | Open Subtitles | إستراتيجيتهم هي الاختباء عن مرأى البصرِ، يمنحون فريستهم الشعور الزائف بالأمان. |
| Her yırtıcının, avların bıraktığı belli belirsiz izleri saptayabilen olağanüstü koku alma duyuları var. | Open Subtitles | كُلّ مفترس يمتلك حاسة شم مدهشة، قادرة على إكتِشاف ادنى اثر خلفته وراءها فريستهم. |
| Kızılderililerde avcılar avladıkları şeyin kalbini yerler. Bu güçlerini artırıyormuş. | Open Subtitles | الصيادون الهنود يأكلون قلب فريستهم لكي يستمدوا قواهم |
| Neye inanıyorlarsa inansınlar avlarının ben olduğumu kolayca tahmin edebiliriz sanırım. | Open Subtitles | مهما تكن معتقداتهم , من الواضح ، أنني فريستهم. |