Hiç bu kadar tutkulu, bir fark yaratmak için bu kadar kararlı biriyle tanışmamıştım. | Open Subtitles | كانت أول مرّة أقابل شخصًا عاطفيًّا جدًّا في أوج التركيز والعزم لإحداث فرق ملموس. |
Denny Moe ve sayısı belli olmayan diğer berberler ve de toplum liderleri sayesinde, kendi toplumlarında bir fark yaratmak için fırsat ve güçlendirme vizyonlarını paylaşan, katılımcılarımızın sadece küçük tansiyonlarını değil, aynı zamanda diğer sağlık sorunlarını da etkileyebildik. | TED | بفضل ديني مو والعدد الهائل من الحلاقين الآخرين وقادة المجتمع الذين تقاسموا رؤية الفرصة والتمكين لإحداث فرق في مجتمعاتهم، كان في استطاعتنا ليس فقط خفض ضغط الدم في عدد المشتركين لدينا، لكن تمكنا أيضاً في التأثير على مؤشرات صحية أخرى. |
Şimdi fark yaratmak için eline bir fırsat geçti. | Open Subtitles | هذه هي فرصتك الآن لإحداث فرق. |
Dünyada bir farklılık yaratmak ve ayrıca kim olduğumu bilen veya bana dokunacak kimsem yok | Open Subtitles | لإحداث فرق في العالم. وأيضا لا أحد تعرف من أنا أو تلمسني. |
Daha fazla konuşmayacağım. Bir servet, farklılık yaratmak için yeterlidir. | Open Subtitles | أنا لا أتحدّث عن القليل، بل عن كومة، كافية لإحداث فرق. |