| En azından kendimle, ailem için yemek pişirecek kadar barışığım. | Open Subtitles | على الأقل أنا مرتاح بما فيه الكفاية بداخلى للطبخ لعائلتي. |
| En azından kendimle, ailem için yemek pişirecek kadar barışığım. | Open Subtitles | على الأقل أنا مرتاح بما فيه الكفاية بداخلى للطبخ لعائلتي. |
| Abu Hamza ya da Sheikh Omar Bahkri ne zaman televizyona çıksa, işler ailem ve işim için kötüye gidiyor. | Open Subtitles | في كل مرة، شخص مثل أبو حمزة أو الشيخ عمر باكري يظهرون على شاشة التلفزيون الامور تصبح أسوأ لعائلتي ولعملي |
| Sonunda ailemi geri aldım ve onları kaybetmeyi göze alamam. | Open Subtitles | لقد عدت لعائلتي أخيراً، و لن أخاطر بأن أفقدهم ثانية |
| Son on yıldır, ailemi kaybetme kabusuyla yaşamak zorundaydım. | Open Subtitles | لمدة عشر سنوات.. كان عليَّ أن أعيش بكابوس فقداني لعائلتي |
| Olay şu: Ailemize borçlusun. | Open Subtitles | حسناً ، اليكي بيت القصيد ، انتي تديني لعائلتي |
| ailem için biraz arazi alacağım. Bu benim son şansım. | Open Subtitles | أُريدُ أن أحصل على أرضٍ لعائلتي هذه هي فرصتي الأخيرة |
| Önceleri, tek yapmam gereken camdan bakmak gerçek bir arkadaş görmekti ben ve ailem için her şeyi yapacak birini, ama şimdi hepsi gitti. | Open Subtitles | من قبل كان كل ما علي فعله هو النظر عبر النافذة و سارى صديقة حقيقية انسانة ستفعل اي شيء لأجلي او لعائلتي لكن الآن |
| Kuzey Kore hükumeti aileme gönderdiğim paraya el koymuştu. Ve ceza olarak da ailem zorla kırsal bölgedeki boş bir yere sürülmüşlerdi. | TED | بأن السلطات الكورية الشمالية قد إعترضت بعض المال الذي أرسلته لعائلتي وكعقاب، سيتم إجبار عائلتي على الرحيل إلى مكان مهجور في الريف |
| O gün benim ve ailem için tam anlamı ile bir kıyamet günüydü. | TED | كان هذا اليوم كأنه يوم القيامة بالنسبة لعائلتي ولي. |
| Bayan fotoğrafçı olarak işim yöresel geleneklere karşı ciddi bir hakaret sayıldı, ailem ve benim için kalıcı bir leke yarattı. | TED | عملي كمصورة إمرأة كان يعتبر إهانة حقيقة للعادات المحلية مما جعلها وصمة عار أبدية لي و لعائلتي. |
| Bu evler ailem, arkadaşlarım, komşularım ve tanıdığım herkes içindi. | TED | هذه المنازل كانت لعائلتي وأصدقائي وجيراني، كل من أعرفه. |
| Mazeretlerim kalmadı. Beni de döverdi. Ama bu ortadaki doğruyu değiştirmedi bu ailem için bir kabustu, bir kabus. | TED | و أوسعني ضربًا أيضًا, لكن ذلك لم يغير حقيقة أنه كان كابوسًا لعائلتي, كان كابوس. |
| ailemi, çocuklarımı ölümle tehdit ediyorlar. | Open Subtitles | تهديدات بالموت لعائلتي وأطفالي عم تتحدث؟ |
| - Antik Çin atasözü. - Lt sadece l ailemi özledim anlamına gelir. | Open Subtitles | مثل صيني قديم إنه يعني فقط أنني اشتقت لعائلتي |
| İşim var, adım adım düzeltiyorum ve ailemi özledim. | Open Subtitles | حصلت على وظيفة، وأخطو بحياتي، واشتقت لعائلتي |
| Bu arada ailemi bu akşam için-- yemeğe geliyorlar. | Open Subtitles | ذلك هو سبب دعوتي لعائلتي بأكملها على العشاء الليلة |
| Ailemize adalet getirmem için benim yolumu gözlüyor. | Open Subtitles | أنها تعتمد علـَـي, لكي أحقق بعض من العدل لعائلتي |
| Londra'ya, sokak dansının beni yeni ailemle tanıştırdığı yere geldim. | Open Subtitles | جئت إلى لندن حيث قادني رقص الشوارع لعائلتي الجديدة |
| Lütfen ailemin eşini ve annesini geri almasına izin verin. | Open Subtitles | أرجو أن تسمح لعائلتي.. بأن تعود الزوجة و الأم لهم. |
| Bu olayla ilgili ailemin ne denli acı çektiğini ve bu sebeple bir başka ailenin asla böyle bir kaybın acısını yaşamamasını dilediğimi anımsıyorum. | TED | و أتذكر رؤيتي لعائلتي وهي تعاني من ذلك وكنت أفكر بأني لا أريد أبداً لأي عائلة اخرى .أن تشعر بهذا النوع من الفقد |
| Bu aile için yıllardır bunca şey yapmandan sonra itiraf etmemi istersen ederim. | Open Subtitles | بعد كل الذي فعلتهُ لعائلتي اذا أردتني أن أعترف سأفعل |
| Ailemden miras kaldı diye özür mü dileyeyim? | Open Subtitles | هل علي ا لإعتذار لعائلتي لتترك لي المال؟ |
| Benim ailemde ise, haber vermek için kendimize has bir tekniğimiz vardı. | Open Subtitles | و بالنسبة لعائلتي, كان لدينا طريقنا الخاصة لإيصال الأخبار. |
| - Bunu ailene nasıl yaptın? - Aileme her şeyi verdim. | Open Subtitles | أؤمن كل شيء لعائلتي |
| Bu çiftlik üç kuşaktır benim aileme ait. | Open Subtitles | هذا الحقل كان ملكاً لعائلتي لثلاثة أجيال لقد وُلدتُ في هذا المنزل |