| Pekala, buralarda bir yerde olmak zorunda. öylece kaybolamaz. | Open Subtitles | حسناً، لابد أن تكون هنا بمكان ما، فلا يمكنها الإختفاء هكذا فحسب |
| İnsanların evlerine öylece giremezsin. | Open Subtitles | أنه لا يمكنك اقتحام منازل الناس هكذا فحسب |
| öylece lobide karşıma çıkıp kadının kartını verdi. | Open Subtitles | لقد اتت الي في الردهة واعطتني بطاقة تلك المرأة هكذا فحسب |
| Bu kadar mı? | Open Subtitles | هكذا فحسب ؟ |
| Keşke sadece o kadarla kalsaydı. | Open Subtitles | أتمنى لو كان الأمر هكذا فحسب |
| Bir şey yapmamız lazım, öylece bırakamayız. | Open Subtitles | علينا أن نفعل شيئاً. لا يمكننا أن نتركها تغادر هكذا فحسب. |
| Sattıkları her şeyi öylece alamazsın. | Open Subtitles | لا يمكنك أن تشتري أيا كان ما يبعنه هكذا فحسب. |
| Öğrenmek zorundayım, zorundayım. Ben öylece bırakamam. | Open Subtitles | يجب أن أعرف ، يجب أن أفعل لا يمكنني ترك الأمر هكذا فحسب |
| öylece oturup, koltuğun arkasına mı bakacaksın? | Open Subtitles | ستجلس هكذا فحسب محدقاً في مؤخرة المقعد؟ |
| Phoebe, burada öylece bekleyemezsin, tamam mı? | Open Subtitles | فيبي، لايمكنكِ الإنتظار هكذا فحسب |
| Dinle, her ne zamandansa çok eski arkadaş olduğunuzu biliyorum, ama onu öylece içeri gönderemezsin. | Open Subtitles | اسمع ، أعرف أنكما صديقين ... قديمين مذ زمن مجهول لكن لا يمكنك إرسالها هكذا فحسب |
| Stephanie, haber vermeden öylece gelemezsin. | Open Subtitles | لا يمكنكِ الحضور إلى هنا هكذا فحسب |
| Bütün çocukluk anılarım öylece kaybolacak! | Open Subtitles | ذكريات طفولتي ستختفي ، هكذا فحسب |
| sadece o değil. | Open Subtitles | الأمر ليس هكذا فحسب |
| Sadece, meseleleri bu şekilde bırakmamızı istememiştim. | Open Subtitles | ولكني لا أريد أن أترك الأمور بيننا هكذا فحسب |