| Yüzlerce kez duş aldılar çünkü onlar için yapılması düşünülemez bir şeydi. | TED | واستحموا مئات المرات لأنه كان شيء لا يمكن تصوره بالنسبة لهم للقيام به. |
| Ve bu güçle başa çıkmanın bir yolunu bulamazsak, kendimizi çok, çok ama çok hızlı biçimde düşünülemez durumlarla karşı karşıya bulacağız. | TED | وإذا لم نستطع معرفة طريقة التعامل مع ذلك العزم، فسنجد أنفسنا نواجه بسرعة أكبر وأكبر أوضاع لا يمكن التفكير بها ببساطة. |
| Yani, öyleyse bir elimizde düşünülemez, diğer elimizde de hayal edilemez var. | TED | كما تعلمون، لدينا في جانب الذي لا يمكن التفكير به، وعلى الجانب الآخر لدينا الذي لا يمكن تخيله. |
| Bizim için onu öldüğü yerde bırakmak düşünülemez bile. | Open Subtitles | بالنسبة لنا , فان تركه جالسا في نفس المكان الذي مات فيه , يعتبر شيء لا يمكن تصوره |
| Küresel kriz ışığında, aksi düşünülemez bir büyüklükte. | Open Subtitles | على نطاق لا يمكن تصوره في ضوء الأزمة العالمية |
| Çünkü bir peygamberin Kudüs dışında bir yerde ölmesi düşünülemez. | Open Subtitles | هو لا يمكن أن يموت هذا النبي أي مكان لكن جيروسلام |
| İnsanın hep aynı eski şeyleri giymesi düşünülemez. | Open Subtitles | ترتدي نفس الملابس القديمة التي لا يمكن أن تخطر على بال أحد |
| Bundan daha az bir şey düşünülemez. | TED | أي شيء أقل من ذلك لا يمكن تصوره. |
| Savaş durumunda, böyle birşey düşünülemez bile. | Open Subtitles | وهو ما لا يمكن تصوره في حالة الحرب |
| Bunun düşünülemez olmasını istedim. | Open Subtitles | لنجعل مكان مثل هذا لا يمكن تصوره |
| düşünülemez bir şey oldu, | TED | يحدث شيء ما لا يمكن تصوره. |
| düşünülemez bile. | Open Subtitles | انه لا يمكن تصوره. |
| düşünülemez hale getirdi. | Open Subtitles | صنعه لا يمكن تصوره |
| Bu düşünülemez! | Open Subtitles | انه غير ممكن تصوره |