| Bu haberler sürekli çıkıyor ama 2018'de bu haberler farklı bir hâl almaya başladı: ''Beyaz kadın, Uber bekleyen Siyahi kadını polise ihbar etti.'' | TED | هذه الصور إستمرت في الظهور ولكن في2018، هذه القصص تغيرت لنوع آخر من القصص قصص مثل "سيدة تطلب الشرطة لسيدة سوداء لإنتظارها لسيارة أوبر" |
| Bir diğeri, ''Beyaz kadın, su sattığı için sekiz yaşındaki siyahi kızı polise ihbar etti.'' | TED | وبعدها كان هناك "سيدة بيضاء تطلب الشرطة لفتاة سوداء في الثامنة من عمرها تبيع المياه |
| - Sizi polise ihbar edemeyiz. - Endişelenmeyi bırak. | Open Subtitles | . ألا تقومان بإبلاغ الشرطة - . كف عن القلق - |
| polise ihbar ettiğimi hatırlamıyorum ama. | Open Subtitles | لكني لا اذكر انني أبلغت عنها |
| Ve bunu bana veren kişiyi polise ihbar ederdim. | Open Subtitles | أُبلغُ الشرطة عن الشخصِ الذي أعطينى ايهاِ. |
| Bir köpek gibi bizleri polise ihbar ettin. "Evet" de. | Open Subtitles | لقد ابلغت الشرطة عنا . أيُها الوغد .. قل .. |
| Belki birisi polise ihbar etmekle tehdit etti. | Open Subtitles | لا أعرف. شخص ربما هدد لاستدعاء رجال الشرطة على بلدها. |
| Ne yani, benim gibi bir adamı polise ihbar edeceksin ve yanına mı kalacak? | Open Subtitles | ...ماذا؟ هل كنت تعتقد أن بإمكانك أن تشي برجال مثلي ...للشـُرطة |
| Onu Hindistan'a gidip bulacağım. Bunu polise ihbar etmem gerek. | Open Subtitles | سوف أذهب لإيجادها في (الهند) يجب عليّ أن أبلغ مركز الشرطة. |
| Bu eylemleri değiştirmemiz lazım, gerek ''linç edilmek,'' gerekse ''polise ihbar etmek'' olsun. | TED | علينا تغيير الفعل سواء الفعل هو "إعدام" أو "طلب الشرطة" |
| ''Beyaz kadın, siyahi avukatı polise ihbar etti.'' manşeti şuna dönüşüyor: ''Siyahi avukat, kadını polise ihbar etti.'' | TED | أى "إمرآة تطلب الشرطة لنائب أسود من أوريجن" تصبح "نائب أسود من أوريجن يطلب الشرطة لسيدة" |
| Bir diğeri, ''Oakland'da gölde mangal yaktıkları için siyahi aileyi polise ihbar etti.'' | TED | ومن ثم كان هنالك "إمرأة تطلب الشرطة لعائلة سوداء تقوم بحفل شواء على بركة في أوكلاند" |
| İşte bir örnek: ''Katolik Üniversitesi Hukuk kütüphanecisi sorgulayıcı olduğu için öğrenciyi polise ihbar etti.'' Gerçek olduğunu düşünüyorsanız alkışlayın. | TED | كمثال أمينة مكتبة الجامعة الكاثوليكية القانونية تطلب الشرطة لطالب لكونه "مولع بالجدال" صفق إذا كنت تعتقد بأن هذا حقيقي |
| polise ihbar mı edeyim? | Open Subtitles | و أقوم بإبلاغ الشرطة ؟ لماذا ؟ |
| Sizi polise ihbar edeceğim. | Open Subtitles | سأقوم بإبلاغ الشرطة عنكم |
| polise ihbar ettiğimi hatirlamiyorum ama. | Open Subtitles | لا أتذكر أني أبلغت عنها |
| Göstermezsen, ...ikisini de polise ihbar ederim. | Open Subtitles | إن لم تفعل ذلك فسأبلغ الشرطة عن كلا الإثنين. |
| Ve bunu bana veren kişiyi polise ihbar ederdim. | Open Subtitles | وسأبلغ الشرطة عن الشخص الذى أعطاها لى |
| Bob'u polise ihbar ettim. | Open Subtitles | ابلغت الشرطة على بوب |
| Medusa virüsü üzerine kendi annesini polise ihbar etti. | Open Subtitles | ودعت الشرطة على والدتها الخاصة على فيروس ميدوسا. |
| Earl, polise ihbar edemezsin. | Open Subtitles | إيرل ) , لا يمكنك أن تشي بهما ) |
| Onu Hindistan'a gidip bulacağım. Bunu polise ihbar etmem gerek. | Open Subtitles | سوف أذهب لإيجادها في (الهند) يجب عليّ أن أبلغ مركز الشرطة. |
| Şu manşetler yerine, ''Evsizlere yemek bağışı yapan kadını polise ihbar ettiler.'' California Safeway ona teşekkür etse. | TED | ماذا لو، عوضا عن "طلب الشرطة لسيدة سوداء تتبرع بالطعام للمشردين" أن متاجر سيف واي في كاليفورنيا شكرتها ببساطة |
| ''California Safeway siyahi kadını polise ihbar etti, evsizlere yemek bağışı yaptığı için.'' | TED | "متجر سيف واي في كاليفورنيا يطلب الشرطة لسيدة سوداء تتبرع بالطعام للمشردين" |