| Belli düzeyde bir sadelik amacım var, öyle ki tek bir etkeni bile ortadan kaldırsak tüm konsept yerle bir olabilir. | TED | وأحاول تحقيق مستوى من البساطة حيث إذا كنت تستبعد عنصرًا واحدًا آخر، سينهار المفهوم بأكمله. |
| Ve en iyisi, motivasyonunuz: sadelik satar. | TED | و الأفضل من ذلك دع حافزك هو أن: البساطة بيع. |
| sadelik harika bir kelime ve sadeliğin anlamı | TED | البساطة هي كلمة أنيقة. وعلينا التفكير في ذلك |
| Ellerinde bulunan bu tipik mektuplar oradan oraya yollanıyor, ben de sadelik laboratuvarımda inceledim, oldukça anlaşılamaz durumda. | TED | بالعمل بالوثيقة النموذجية التي لديهم، التي قمت بتشخيصها في مختبر البساطة خاصتي، إنها غير واضحة بتاتاً. |
| "Yoğun karmaşıklıktan, kesin sadelik çıkar." | Open Subtitles | من بين الأمور شديدة التعقيد تظهر الأمور شديدة البساطة |
| Öte yandan net çizgilerin verdiği o Zen hissi, Asya'ya mahsus sadelik bütün o kargaşa olmadan yaşamak, harika bir şey. | Open Subtitles | وأخيراً , تعلم , البوذية تصفي العقول ذلك نوع من البساطة الآسيوية العيش بعيدا عن كل الفوضى , أنه لعظيم |
| Çoğu grafik için genellikle amaç sadelik ama bazen de karmaşıklığa kucak açmak büyük veri serilerini ihtişamla göstermemiz gerekiyor. | TED | البساطة هي الهدف لمعظم الرسومات البيانيّة، لكن في بعض الأحيان نحتاج أن نتبنّى التعقيد وأن نظهر مجموعات البيانات الكبيرة بمجدها الكامل. |
| Kadın sağlık alanına sadelik ve haysiyet getirerek işe koyulmamız gerekiyor: Anne ölüm oranını azaltmaktan, tabuları yıkmaya, kadınları güçlendirip hayatlarının iplerini ellerine almalarına kadar. | TED | ويجب أن نبدأ بتوفير البساطة والكرامة في قضايا الصحة النسائية: من خفض معدل وفاة الأمهات إلى كسر المُحرمات وتمكين النساء من أخذ زمام السيطرة الكاملة على حياتهن. |
| (Kahkaha) (Alkış) Apple'ın sadelik kültünü benimsemiş tek şirket olduğunu söylemiyorum. | TED | (ضحك) (تصفيق) شركة ماكنتوش ليست الشركة الوحيدة التي تواكب مبدأ البساطة. |
| Güzel, Hastings. sadelik! | Open Subtitles | جيد يا " هستنغز" تتبع اسلوب البساطة ها ؟ |
| İnsanların Shaadi Mübarek'e gelme nedenleri sadelik değil değişiklik | Open Subtitles | الناس يأتون إلى "وزاج مبارك" من أجل البساطة لا الهدوء |
| Ama sadelik, kalplerimize hükmetmelidir. | Open Subtitles | لكن البساطة يجب أن تسيطر على قلوبنا |
| Ve ne buldum oldu... sadelik ve... varlığının saflığı. | Open Subtitles | ... وكلُ ما وجدتُ كان ... البساطة و ونقاوة الوجود |
| İkinci ilke sadelik. | TED | المبدأ الثاني هو البساطة. |
| Anafikir: "sadelik satar"dı. | TED | الدرس كان : البساطة تبيع. |
| Ve 10 basit soru soruyoruz. İşte size sadelik. | TED | لنسأل عشرة اسئلة بسيطة -- انها البساطة |
| sadelik. | Open Subtitles | البساطة هي الأساس |
| sadelik ihtişamın anahtarıdır. | Open Subtitles | البساطة هي مفتاح التألق |
| Braun'dan bahsedip "sadelik gelişmişliktir." diyorsun. | Open Subtitles | وعن جعة "بران" وأن الأناقة في البساطة |
| Braun'dan bahsedip "sadelik gelişmişliktir. " diyorsun. | Open Subtitles | وعن جعة "بران" وأن الأناقة في البساطة |