| Her gün o hastaneye gitmemin tek nedeni o hastalara önem veriyor olmam. | Open Subtitles | السبب الوحيد الذي يجعلني أعود للمشفى يوم بعد يوم لأنني أهتم بأمر المرضى |
| Bu da eski dostumun hala canlı olmasının tek nedeni. | Open Subtitles | أعتقد أن هذا هو السبب الوحيد لبقاء صديقي العجوز حيا |
| - Bilmiyorum. Ucuz. - Bize yardım etmenizin tek nedeni bu. | Open Subtitles | لا أدرى , غش هذا هو السبب الوحيد الذى جعلك تساعدينا |
| - Şu anda yürüyebilmenin tek nedeni adını daha bugün duymuş olmam. | Open Subtitles | السبب الوحيد أنك قادر على السير هو أنني لم أعرفك قبل اليوم |
| Biyonik bir gönüllü olmanın tek nedeni o araba kazası mıydı sence? | Open Subtitles | ..كيف انتي متاكدة ان السبب الوحيد انكي اصبحتي مساعدة الكتروينة بسبب حادث؟ |
| Onun burada olmasının tek nedeni bize yardım etmeyi seçmiş olması. | Open Subtitles | السبب الوحيد الذى جاء بها هنا هى رغبتها فى مساعدتنا نعم.. |
| O Çocuk senin yeteneklerin yüzünden ölebilirdi ve hayatta olmasının tek nedeni senin şefkatin ki bu seni korkutuyor. | Open Subtitles | هذا الفتى كان يمكن أن يموت بسبب قدرتك و السبب الوحيد انه حي هو بسبب طيبتك و هذا يخيفك |
| Sayın Başkan, yüzyüze görüşmek istemesinin tek nedeni taleplerini önünüze sermek. | Open Subtitles | سيدتي الرئيسة، السبب الوحيد لطلبه لمقابلةٍ وجهاً لوجه هو لطرح طلباته |
| Kabul etmesinin tek nedeni çok güzel bir kız olmanmış. | Open Subtitles | قال لي السبب الوحيد وقال إنه وافق لأنكِ فتاة جميلة |
| Benim en iyi arkadaşım ve buranın batmamasının belki de tek nedeni o. | Open Subtitles | إنّها صديقتي المُفربة ، و ربما هي السبب الوحيد لعدم إنهيار هذا المكان. |
| Sokaktan bir silah almasinin tek nedeni, o silahin takip edilemiyor olusudur. | Open Subtitles | حسنٌ، السبب الوحيد لشراء سلاحاً من الشارع هو لأنّه لا يُمكن تعقبّه |
| Biliyorsun, burada araba satışında çalışmasının tek nedeni geceleri bir kulüpte şarkı söyleyebilmesi. | Open Subtitles | السبب الوحيد لعملها هنا كبائعة سيارات هو أنها تستطيع العمل مساءً في النادي. |
| Şu an burada olmamızın tek nedeni dünyanın bizden kurtulmak istiyor olması. | Open Subtitles | السبب الوحيد لوجود أي منا هنا هو لأن العالم يُريد التخلُّص مِنّا |
| Bak, şu an bir kafeste olmamanın tek nedeni benim. | Open Subtitles | انظري، السبب الوحيد لانك لست عالقة في قفص الآن انا. |
| Ama bunu yapmanın tek nedeni bu değildi. İstediklerini geri vereceğim. | Open Subtitles | ولكن هذا ليس السبب الوحيد لتفعل ذلك سوف أعيد له أشياءه |
| Sen burada takmak Djaltena tek nedeni vardır Bu çılgınlık | Open Subtitles | انتِ السبب الوحيد الذي جعلتينا نعلق هنا مع هذا المجنون |
| Burada şu anda seninle konuşuyor olmamın tek nedeni onu durdurmuş olman. | Open Subtitles | السبب الوحيد الذي يجعلني أقف هنا أتكلم معك هو أنك أوقفت ذلك |
| Beni yanında tutmanın tek nedeni buydu... sonra bir gün... bundan faydalan. | Open Subtitles | السبب الوحيد الذي جعلك تبقيني بقربك، لتتمكن ذات يوم من قبض الثمن. |
| Ve bunu yapmasının tek nedeni beni bir şeylerden korumak istemesi. | Open Subtitles | والسبب الوحيد الذي جعله يفعل ذلك هو لحمايتي من شئ ما |
| Böyle bir riski almanın tek nedeni olmalı onu riske atmanın. | Open Subtitles | فى الحلقات السابقة يوجد سبب واحد فقط لعدم قيامك بهذه المخاطرة |
| Taktiklerimiz aşırı gibi görünebilir, ama bunun tek nedeni çok daha büyük bir tehditle mücadele ediyor olmamız. | Open Subtitles | قد تبدو تكتيكاتنا مبالغ فيها ولكن هذا فقط بسبب ان ما نحن بصدد مواجهته يشكل تهديدا أكبر بكثير |
| Ve bunu söylememin tek nedeni seni çatıda görmek istememem. | Open Subtitles | وأنا أقول هذا فقط لأنني لا أريد أن أراك على السطح. |
| Bak, Açılış Gecesinin benim için önemli olmasının tek nedeni seni hayal kırıklığına uğratmak istemememdi. | Open Subtitles | إنظري ، السبب وراء أهمية الإفتتاح بالنسبة لي هولأننيلم أرغببأن أخذلك. |
| Onlara mısır yedirmemizin tek nedeni mısırın çok ucuz olması ve onları çabucak şişmanlatması. | Open Subtitles | وسبب اطعمنا لها الذرة هو رخصه ويجعلهم يسمنون بسرعة |
| Bu işi kabul etmemin tek nedeni annemin Marie Teyze'ye borçlu olması. | Open Subtitles | وافقت على العمل معك فقط لأن امي مدينة للخالة ماري |
| Bunu söylemenin tek nedeni olayın seni rahatsız ediyor olması. | Open Subtitles | أنت تقول ذلك فقط لأنك تريد أن تشعر بعدم الارتياح |
| Fakat var olmalarının tek nedeni onları uydurmuş olmam. | TED | ولكن السبب الرئيسي في وجودها هو أنني شكّلتها. |
| Bugün senin konuşmana izin vermemizin tek nedeni bu. | Open Subtitles | ذلك السببُ الوحيدُ لسماحنا لك بالكلام اليوم |
| Yapmana izin vermesinin tek nedeni senin bunu sevmen. Onunla ilgilendiğin tek an. | Open Subtitles | لقد سمح لك بذلك لأنك تحب هذا انه الشئ الوحيد الذي يلفت انتباهه |
| Sana söylememin tek nedeni de ona hiç ulaşamayacağın bir yerde olması. | Open Subtitles | وسببي الوحيد لكي أخبرك هذا لأنني أبعد بكثير من أن تصلني |
| George beni o dağlarda, şiddetli direniş karşısında bırakmanın tek nedeni? | Open Subtitles | .... "جـورج" هل تخبرنى أننى تكبدت عناء ... الوصول إلى تلك الجبال ضد مقاومة عنيفة ؟ |