Sağlıklı yiyeceklerden söz açılmışken, aç olduğunu ve dengeli bir öğün yemeye karar verdiğini düşünelim. | TED | وبالحديث عن الأطعمة الصحية لنفترض أنك جائع وقررت أن تأكل وجبة معتدلة. |
Çiftçi pazarlarını seviyoruz. Küçük aile çiftliklerini seviyoruz. Yerel yiyeceklerden söz ediyoruz. Organik yiyoruz. | TED | فنحن نحب أسواق المزراع ونحب المزارع العائلية الصغيرة ونتحدث عن الطعام المحلي ونأكل الأطعمة العضوية |
Oh, bayılırım. Bu yağlı yiyeceklerden öyle bunaldım ki. | Open Subtitles | يسعدني هذا ، فقد سئمت تماماً تلك الوجبات الدهنية التي يقدمونها |
Bir kere yemeye başladın mı, fast food yiyeceklerden hoşlanmaya başlıyor. | Open Subtitles | عندما تبدأ بأكل هذه الوجبات السريعة لا تشعر بنفسك |
Muhtemelen markettedir. Akşam yemeğine ısıtmak için donmuş yiyeceklerden alıyordur. | Open Subtitles | على الأرجحِ أنّها في السوق التجاري تشتري بعض المأكولات المجمّدة لتسخّنها للعشاء اللّيلة |
Insanların yaşamak için karbona ihtiyacı var ve bunu da yiyeceklerden alıyoruz. | TED | نحن كبشر نحتاج للكربون لكي نعيش، ونحصل على حاجتنا منه من الطعام. |
Bana çiçek getirdi. Onların sevdikleri kuru yiyeceklerden getirdi. | Open Subtitles | أهداني زهوراً وبعض أصناف الأطعمة الجافة المحببة هناك |
Ondan önce her şey; donmuş yiyeceklerden, konservelerden ve şekerlemelerden ibaretti. | Open Subtitles | قبل أن تأتي, كان الطعام مُقتصراً على الأطعمة المجمدّة والمعلّبة ونبات الخطمي. |
Kurbanın midesinde baharatlı yiyeceklerden yüzünden yüksek miktarda biber vardı. | Open Subtitles | معدة الضحية كان بها كمية كبيرة من الفلفل الحار من الأطعمة المتبلة |
Kilolu erkekler için fitnes salonu işletiyorum. Müşterilerime bu yağlı yiyeceklerden dağıtamazsınız. | Open Subtitles | أنا أدير مركزاً للياقة البدنية للرجال البدناء، لا يمكنكما أن تقدما هذه الأطعمة الدهنية لزبائني. |
Zengin yiyeceklerden uzak durmaya çalışırım. | Open Subtitles | سأحاول تفادي تناول الأطعمة الفاخرة. |
Biraz şişmanlatan yiyeceklerden almalıyım. | Open Subtitles | سأذهب لأحضر بعض الأطعمة الدهنية |
Bu da demektir ki; bu menüdeki yiyeceklerden biri, seksin parolası! | Open Subtitles | أيّ أنّ إحدى الوجبات على هذه القائمة هي رمزٌ للجنس. |
Bunda da su ve kimyasal karışımla ısıttıkları konserve yiyeceklerden bahsediyor. | Open Subtitles | وهذه اللتي يتحدث فيها عن الوجبات اللتي يعطونها لهم إنها تأتي مع أداة تسخين. |
Ben bugün yiyeceklerden sorumluyum. | Open Subtitles | أنا المسئولة عن الوجبات الخفيفة اليوم. |
Soren, Isaac ve Travis buradaki yiyeceklerden başka bir şey yemiş olmalılar. | Open Subtitles | (سورين) و (إيساك) و (ترافيس) لا بدّ من إنّهم أكلوا شيئاً من خارج الوجبات المعتادة |
Sağlıksız yiyeceklerden nefret ediyorum. | Open Subtitles | انت تعلم باني اكره المأكولات الصحية |
Sağlıksız yiyeceklerden nefret ediyorum. | Open Subtitles | انت تعلم باني اكره المأكولات الصحية |
yiyeceklerden nasıl bahsettiğimizi düşünün. Sizinle doğru olan tek bir yiyecek olduğu konusunu asla tartışamam. | TED | حسناً . .بالنظر الى الطعام ولست أطمح ان أحاجج في ان يكون هنالك طعام مناسب واحد لكي يؤكل |
Evet. Lütfen leziz yiyeceklerden buyurun. | Open Subtitles | بلى، رجاءً وتفضلوا الطعام الغير مألوف لكم |