| Rus mafyasının sahibi de kendisi olur. Dünyadaki en zor hedeflerden birisi. | Open Subtitles | إنه عمليّاً، يمتلك المافيا الروسية إنه أحد أصعب الأهداف، على هذا الكوكب |
| Kocamla görüşebildiğim çok az yerden birisi. | Open Subtitles | إنه أحد الأماكن القليلة التي يمكنني رؤية زوجي بها دائماً ما أسقطها |
| Bu bir Ölümcül Oyuncak. Halkımın üç kutsal nesnesinden biri. | Open Subtitles | إنها أحدى أدوات الفناء, إنه أحد ثلاثة الأشياء المقدسة لجنسيّ. |
| Yapılmış ilk filmlerden biridir ve şimdi 200 trilyon fazla DNA'ya kopyalanmış ilk film. | TED | إنه أحد أوئل الأفلام التي أُنتجت على الإطلاق، والآن هو أول فيلم يُنسخ لأكثر من 200 ترليون مرة على الحمض النووي. |
| Düşünmekte zorlandığımız o zamanı olmayan şeylerden biri o kadar işe yarıyorlar ki hayatlarımızın bir parçası. | TED | إنه أحد الأشياء الخالدة التي قليلا ما نفكر فيها. لأنه اصبح جزء من حياتنا. |
| Evet bu, onun ve babamın aralarının açık olmasının pek çok sebebinden sadece biri. | Open Subtitles | إنه أحد الأسباب العديدة حيث لا يتحدًث هو ووالده بتوافُق |
| İnsanları mutlu edebilen çocuklardan biriydi. | Open Subtitles | إنه أحد أولئك الأطفال الذين يخرجون أفضل ما لدى الناس |
| Bana yardımcı olabileceğin nadir günlerden birisi. | Open Subtitles | إنه أحد الأيام النادرة التي يمكنك فيها أن تفيديني |
| O, sürüngenler ve amfibilerin gizli yaşamlarını ortaya çıkarmakta bize yardım eden bilim insanlarından yalnızca birisi. | Open Subtitles | إنه أحد الـعلماء الذين ساعدونا فى الكشف عن الـحياه الـسـريه للـزواحف والـبرمائيـات |
| O ölümcül birisi ve onun için şarap bir iksir, lütfen. | Open Subtitles | إنه أحد الخالدين والنبيذ هو الإكسير بالنسبة له , أرجوك |
| O ölümcül birisi ve onun için şarap bir iksir, lütfen. | Open Subtitles | إنه أحد الخالدين والنبيذ هو الإكسير بالنسبة له , أرجوك |
| Öyle, duyduğum en kötü seslerden birisi. | Open Subtitles | نعم، إنه أحد أسوأ الأصوات التي سمعتها في حياتي |
| Dünyanın en çok aranan suikastçilerinden birisi. | Open Subtitles | إنه أحد أكثر القتلة المطلوبين .في العالم |
| Bu bir amfipod, sadece iki santimetre uzunlugundadir ve yosun yer. | Open Subtitles | إنه أحد مزدوجات الأرجل، لا يتعدى طوله سنتيمترين و هو يتغذى علي العشب البحري. |
| Bu bir yılan balığı değil. Bu dünyanın en zehirli yılanlarından biri ve çok dikkatli olmayı gerektiriyor. | Open Subtitles | ، هذا ليس أنقليساً إنه أحد أكثر الأفاعى سميّة بالأرض |
| Bu bir bileşim değil. Bir element. | Open Subtitles | إنه ليس مجتمع سكني إنه أحد المراكز السُكانية الأساسية |
| Adam kaçırmanın hiçbir kibar yanı yoktur. Sana birşey söyleyeyim. Bu şimdiye kadar işlenmiş en aptal suçlardan biridir. | Open Subtitles | لا شيء مؤدب فى الخطف إنه أحد أخطر الإعتداءات على الإطلاق |
| Easy, burada kendi evi olan, birkaç zencilerden biridir. | Open Subtitles | إنه أحد السود القليلين هنا اللذين يمتلكون منزلا |
| Otobüs kazasındaki kurbanlardan biri o. | Open Subtitles | لا أعلم اسمه, إنه أحد الضحايا في حادث تحطم الحافلة |
| Evet ama bu çift anahtarlı bir sistem. Ve anahtarlardan sadece biri o. | Open Subtitles | أجل ، لكنه نظام ثنائي إنه أحد المُشغلين للنظام فقط |
| Evet bu, onun ve babamın aralarının açık olmasının pek çok sebebinden sadece biri. | Open Subtitles | إنه أحد الأسباب العديدة حيث لا يتحدًث هو ووالده بتوافُق |
| O beni tutuklayan polislerden biriydi ama sanırım sen bunu çoktan biliyordun. | Open Subtitles | إنه أحد الشرطة الذين اعتقلوني و لكن أعتقد أنك تعلمين ذلك |