Tüm o aletler ve ıvır zıvıra rağmen yine de o kadar güçlü değilsin. | Open Subtitles | كل تلك التقنيات والسخافات ومازلت لست بشديد البأس |
Kötü ve güçlü bir adam, nefret edilen ve korkulan. | Open Subtitles | رجل شرير، رجل شديد البأس يبغض ويخشى؛ |
Eğer Rusların anladığı tek bir şey varsa oda güçtür, kuvvettir, güçlü bir pozisyonda değilsen asla Ruslarla pazarlık ya da anlaşma yapmamalısın demişti." | Open Subtitles | لا يفهمون سوى أمرٌ واحد وهو هذه القوة، وهذا البأس فيجب عليك ألا تتعامل أو تتفاوض "مع الروس دون أن تملك موقف قوة |
Sen çok güçlü ve sağlam bir genç kadınsın. | Open Subtitles | أنتِ... أنتِ شابة قوية جداً وشديدة البأس. |
güçlü olanı daha da güçlü yaptım. | Open Subtitles | لقد صنعتُ الشديد البأس بل الأشد بأسًا |
Kaç kez yıkım alırsa alsın, hemencecik toplarlanan ve yoluna bakan ''güçlü siyahi kadın'' ve ''süper- eril siyahi adam'' tasvirlerini aktaran, o eski ve zamanı geçmiş kalıplardan kurtulmalıyız. | TED | يجب أن نبتعد عن الروايات القديمة الرّثّة التي تتحدث عن المرأة القوية ذات البشرة السوداء والرجل شديد البأس ذي البشرة السوداء، وهؤلاء، لا يهمُّ عدد المرات التي غُلبوا فيها، فقد تخلصوا منها وتابعوا بإصرار. |
Ondan daha güçlü bir savasçı gördünüz mü daha önce? | Open Subtitles | -أرأيتم قطّ محاربًا شديد البأس هكذا؟ |
Babam güçlü adamdır. | Open Subtitles | أبي شديد البأس |
güçlü pezevenk. | Open Subtitles | إنه شديد البأس |