| Yaşama mutluluk getirecek yegane gerçeğin karşılıksız vermek olduğunu keşfettim! | Open Subtitles | أكتشف أن الشيء الوحيد الذي يتيح لك السرور في الحياة، الشيء الوحيد الصادق، هو العطاء. |
| vermek zorundasınız, tabi eğer istemiyorsanız kötü olmamızı. | Open Subtitles | نعم , هنـاك , عليكم العطاء كما علينـا نحن بالضبط أن نكون أشرار |
| Şimdi açık arttırma yapacağız. En yüksek teklifi veren kazanır. | Open Subtitles | الآن نزايد عليه نحن الاثنان وصاحب العطاء الأكبر يأخذ النقود |
| Yeni kuş ailesinin uçma vaktine kadar aylar süren hassas bir bakım ve fedakarlık gerekiyor. | Open Subtitles | و سوف يستغرق اشهرا من الرعاية العطاء و التفاني قبل ان يطير هو وعائلته الجديدة من الطيور في الهواء. |
| Sıkıştırırlarsa, veririz. Sıkıştırma devam ederler, vermeye devam ederiz. | Open Subtitles | عندما يضغطون علينا، نعطيهم إن استمروا في الضغط، نستمر في العطاء |
| Bu işin içinde 10 sene olmam lazım... teklif hakkı kazanmak için... | Open Subtitles | احتاج ان يكون عمري 10 سنوات في هذا المجال لكي اكون مؤهل لتقديم العطاء حتى |
| Bu video, Sue Sylvester'a verici olmaya başlaması için ilham verdi. | Open Subtitles | حسنا , ذلك الفيديو ألهم سو سلفستر للبدء في العطاء |
| Ve arkasından büyük hediye'yi de izlemeyi unutmayın. | Open Subtitles | ولا تنسىء أن تشاهد العطاء الكبير بعده مباشرة |
| Asıl mesele alıp vermektir ama daha çok birbirinizi itersiniz. | Open Subtitles | الأمر كله حول الأخذ و العطاء و لكن في الأغلب الأمر حول دفع بعضنا البعض |
| Saçma sapan konuşma. Önemli olan en yüksek rakamı vermek. | Open Subtitles | هذا لا علاقة له بالموضوع صاحب العطاء الاكبر هو من له الاولوية |
| - Tüm yaptığım hep vermek! - Birkaç insan görürüz belki. | Open Subtitles | كل ما أقوم به هو العطاء لربما ترى أحدهم هناك |
| Ağaç "vermek" için yaratılmıştı. | Open Subtitles | الشجرة كانت قادرة على العطاء .ومنح كُل شيء |
| Mike ve ben seni Cumartesi günü şu teklifi kazanmaya çağırmıştık. | Open Subtitles | مايك ودعوت لكم ليلة السبت ليأخذك إلى مولي لشرب الجعة على العطاء الفائز. |
| Sen onu dert etme. O paralı bir asker. En yüksek teklifi verene çalışır. | Open Subtitles | لا تقلق بشأنها، إنها مرتزقة، وتعمل لصاحب العطاء الأعلى. |
| Tamam. Şimdi, ilk teklifi kim yapacak? | Open Subtitles | حسنا , الآن من سوف يبدأ العطاء ؟ |
| O hassas, sır dolu zevkler! | Open Subtitles | ما هذا العطاء , إنه إبتهاج كبير |
| Bay McClintock, burası hassas mı? | Open Subtitles | السيد مكلينتوك، هو العطاء هنا؟ |
| vermeye devam eden hediye. | Open Subtitles | و بعدها أنفجار، أنها الهدية دائمة العطاء |
| Fazlasıyla meşgul olmasına rağmen... hala karşılık vermeye devam ediyor. | Open Subtitles | وبقدر ما هو مشغول، وبقدر ما يحمل من أعباء على عاتقه، فلا يزال مُستمر فى العطاء. |
| Fiyat biçildiyse 2,5 katını teklif et. | Open Subtitles | طالما وُضع عطاءً سلفًا، فينبغي أن يكون العطاء 2.5 ضعف قيمة الأوَّل. |
| Bu gece çok eğlenceli geçti fakat daha da önemlisi yılın bu zamanında verici olmanın önemini hatırlarız. | Open Subtitles | ولكن على محمل جديّ أكثر ، فهذه الفترة من السنة التي نتذكر بها أهمية العطاء |
| Saat 9'daki büyük hediye'yi de izlemelerini söylemeyi unutmayın. | Open Subtitles | لا تنسى أن تخبرهم أن يُشاهدوا العطاء الكبير في التاسعة. |
| Yılbaşı vermektir..ve diğer insanlara neşe saçmaktır | Open Subtitles | العيد موسم العطاء عن إضفاء البهجة إلى قلوب الجميع |
| Şey, bence harika bir fikir, çünkü Noel verme zamanıdır. | Open Subtitles | حسنا .. بالنسبة لي أرى أن هذه فكرة رائعة لأن عيد الميلاد وقت العطاء |
| Noel'de cömert olmak gerektiğini anlatan bir olay yaşadım. | Open Subtitles | لقد تعلمت البارحة لم يسمون هذا الموسم "موسم العطاء"' |