Ortak bir gerçeklikte yaşadığımızı kabul edebilmemiz için üç şey yapmamız gerektiğini söylemiştim. | TED | قلتُ ذلك لأتقبل أننا نعيشُ حقًا في واقع مشترك. علينا القيام بثلاثة أمور. |
Söylediğim gibi, dışarıdan öyle çok özel görünmüyordu, ama içeri doğru yürüdüğümde, hemen üç şey dikkatimi çekti: Dışarıdaki bunaltıcı sıcağa rağmen, hoş bir şekilde serindi. | TED | لم يبد هذا المبنى مميزاً من الخارج، كما قلت، ولكن عندما مشينا إلى الداخل، أصبت مباشرة بالصدمة بثلاثة أمور: أولاً، كان بارداً على نحو لطيف على الرغم من الحر الشيدي في الخارج. |
Yıllar boyunca bu deneyimimin küçük düşürücü bir şey olduğunu düşündüm, fakat şu anda farklı olarak bakabiliyorum, çünkü bu rekoru kırmak isterken üç şey yapıyordum. | TED | الآن، بعد مرور هذه السنوات كنت أظن بأنها قصة فشل ذريع، لكن اليوم أرى الأمر بنظرة مختلفة، لأن أثناء محاولتي لتحطيم الرقم القياسي، كنت أقوم بثلاثة أمور. |
Sana üç şey söyleyeceğim. | Open Subtitles | سأخبرك بثلاثة أمور. |
Sana üç şey için söz veriyorum. | Open Subtitles | وأعدك بثلاثة أمور |