| Mesele Audrey'ye bir şey kanıtlamak değil kendime bir şey kanıtlamak. | Open Subtitles | هذا ليس لأثبات اى شىء ل اودرى هذا لكى اثبت نفسى |
| Bu dostluğu kanıtlamak için, şu anda hapisten bir suçluyu salmak gelenektir. | Open Subtitles | لأثبات صداقتنا, تُملي علينا التقاليد في مثل هذا الوقت أطلاق مُذنب من سجوننا |
| Bu birbirlerini tanıdıklarını kanıtlamaya yetmez. | Open Subtitles | ليس كافياً لأثبات أنهم يعرفون بعضهم البعض |
| Bunu kanıtlayacak izleme ve yüzlerce saatlik çalışma var. | Open Subtitles | يوجد اشرطة مراقبة و المئات من ساعات العمل لأثبات هذا |
| Şuçun işlendiğini kanıtlama yükümlülüğü tamamıyla iddia makamındadır. Teşekkürler. | Open Subtitles | العبء على الولايه لأثبات انه فعلها شكراً |
| Haklı olduğumu ispatlamak için senin atomlarına ayrıldığını görmemize gerek yok. | Open Subtitles | نحن لانحتاج حقا لرؤية تبعثر ذراتك لأثبات وجهة نظري |
| Hayır, hayır. Kanıtlamanız için silgiye gerek yok. | Open Subtitles | لا لا، انت لست مضطر لأكل المساحة لأثبات نقتطك |
| Sırf masumiyetimi kanıtlamak için kendi evimin mahremiyetinde ve daha yeni tanıştığım insanların önünde, kıyafetlerimi çıkarıp soyunmam mı talep ediliyor benden? | Open Subtitles | هل علي ان أتعرى وأخلع ملابسي في قدسية منزلي الخاص أمام مجموعة من الناس قابلتهم الان فقط، لأثبات اني برئ |
| Bir noktayı kanıtlamak için büyülüyorum. Lütfen. | Open Subtitles | أنا أمثل دور القيام بتعويذة لأثبات نقطة رجاء |
| Şimdi de evlenmek mi istiyorsun? - Sadakatini kanıtlamak bu kadar mı zor? | Open Subtitles | هل هذا صعب جداً لأثبات ولائك ؟ |
| Yani kimin bir şey kanıtlamak için bir kağıt parçasına ihtiyacı var ki? | Open Subtitles | ... انا اعنى , من من يريد قطعة من الورق لأثبات اى شيىء ؟ |
| Arenada kendini kanıtlamaya hevesli açgözlü bir Galyalı olduğun günler daha dünmüş gibi. | Open Subtitles | تبدو وكما قابلتك لأول .. متلهف لأثبات نفسك على أرض الحلبة |
| Arenada kendini kanıtlamaya hevesli açgözlü bir Galyalı olduğun günler daha dünmüş gibi. | Open Subtitles | تبدو وكما قابلتك لأول .. متلهف لأثبات نفسك على أرض الحلبة |
| Bence Messner bunu kanıtlamaya çalışıyordu. | Open Subtitles | أعتقد بأن ميسنر كان بصدد المحاولة لأثبات ذلك |
| Ve bunu kanıtlayacak yeteneklerim var. | Open Subtitles | وأنا لدي رائحة الجسم لأثبات ذلك |
| Elimde bunu kanıtlayacak dökümanlar var. | Open Subtitles | و لدي الوثائق لأثبات هذا |
| Elimde bunu kanıtlayacak dökümanlar var. | Open Subtitles | و لدي الوثائق لأثبات هذا |
| Pekâlâ, Falc, bunu kanıtlama zamanı. | Open Subtitles | حسنا , فالك , الوقت لأثبات ذلك |
| Kendinizi kanıtlama şansınız vardı. | Open Subtitles | حظيتم بفرصة لأثبات انفسكم |
| Bunu bir ceza olarak değil bu zor zamanlarda kullanışlılığını ispatlamak için fırsat olarak düşün. | Open Subtitles | هذاليسنوعاًمنالعقابوإنما .. فرصة لأثبات أنكَ عديم الفائدة في الأوقات العصيبة |
| Kanıtlamanız gereken şey, Birleşik Devletler hükümetinde çalışan Amerikalıların Los Angeles'teki Afro-Amerikan toplumuna kokain satılmasında iş birliği yapması. | Open Subtitles | {\cHDBC643}ما الذي حصلت عليه لأثبات ان الامريكين ...الذين يعملون للحكومة الامريكية {\cHDBC643}متورطون في بيع المخدرات {\cHDBC643}(في المجتمع الامريكي الافريقي في (لوس انجلوس |