Sandviçini taze tutmak için içine koyduğun bir poşet icat ettim. | Open Subtitles | لقد إخترعت ذاك الكيس الكرتوني الذي تضعه حول الشطيرة لتبقيها طازجة |
Annem onu evde tutmak için elinden ne geliyorsa yapmıştı. | Open Subtitles | .. أمي فعلت كل ماتستطيع لتبقيها في المنزل |
Sen de kalkmış onu dünyevi meyvelerin bahçesinde tutmak için power point sunumu hazırlıyorsun. | Open Subtitles | لذا انت الآن تعد عرضا بإستخدام برنامج باور بوينت لتبقيها في حديقة متعك الأرضية |
Mermilere siper olacaksın, arkasını toplayacaksın ve ne kadar kötü hissedersen hisset onun gönlünü hoş tutmak için her şeyi yapacaksın. | Open Subtitles | أنت تتلقى الرصاص، تنظف الفوضى وأنت تفعل أي شئ لتبقيها سعيدة مهما كان جنوناً ماتشعر به |
Eğlenceyi tutmak için şeyleri nasıl karıştıracağını iyi biliyor. | Open Subtitles | إنها تعرف كيف تخلط الأمور لتبقيها مثيرة |
Onu hayatta tutmak için buna ihtiyacın var. | Open Subtitles | تحتاج لهذا لتبقيها على قيد الحياة |
Onu yakın tutmak için bir sebep daha işte. | Open Subtitles | -وذلك سبب أكبر لتبقيها قريبةً منكَ |
Onu daha yakında tutmak için. | Open Subtitles | فقط لتبقيها قريبة |