| İstihbaratımı nereden aldığımı hiçbir zaman bilmezler ama bir şeyler bilirsem Pazarlık için çok daha iyi bir konumda olurum. | Open Subtitles | انهم لن يعلموا من اين اتيت بالمعلومات ولكنى لو عرفت شيئا سأكون فى موضع افضل للمساومة هناك |
| Onu Pazarlık için kullanabileceğini düşündün. | Open Subtitles | لقد إعتقدتي أن بإمكانكِ إستخدامها للمساومة. |
| Sanırım Pazarlık için geldin. | Open Subtitles | أنت جئت للمساومة , أفترض |
| O zaman Ray-Ray ile para karşılığında Pazarlık etmeye elimizde hiçbir şey olmaz. | Open Subtitles | فلن تكون لدينا شيء للمساومة مع راي راي للحصول على المال. |
| - Pazarlık etmeye gelmedim. | Open Subtitles | أنا لست هنا للمساومة معك |
| "Benim adalet anlayışım söz konusu olduğunda..." "...taviz vermek zorunda değilim." | Open Subtitles | "عندما يتعلّق الأمر بعدالتي، لا أضطرّ للمساومة" |
| Gördüğüm kadarıyla Pazarlık yapacak durumun yok. | Open Subtitles | حسنا، من حيث أقف. أنت لا تملك الكثير للمساومة معى. |
| Bu Pazarlık için bir tezgah. | Open Subtitles | هده اداة للمساومة |
| Pazarlık için zamanım yok. | Open Subtitles | لا أملك الوقت للمساومة |
| Pazarlık için zamanım yok. | Open Subtitles | لا أملك الوقت للمساومة |
| Pazarlık için vaktimiz tok. Arkadaş ve aile fiyatından 120 gram kadar istiyoruz. | Open Subtitles | لا يوجد للمساومة ربع باوند |
| Dormammu! Pazarlık etmeye geldim. | Open Subtitles | (دورمامو)، جئت للمساومة. |
| Dormammu! Pazarlık etmeye geldim. | Open Subtitles | (دورمامو)، جئت للمساومة. |
| Bir konuda ona taviz verdim. | Open Subtitles | لقد ضبطني في وضعية قابلة للمساومة |
| Pazarlık yapacak değilim. | Open Subtitles | لا يوجد مجال للمساومة هنا |