| Eğer yeşil bir şey çıkarsa, muhtemelen beş yaşındayken, annemin mücevher kutusundan alıp, yuttuğum zümrüttür. | Open Subtitles | إذا اتضح لكم اي شيء لونه أخضر فقد يكون تلك الزمردة التي بلعتها من مجوهرات أمي عندما كنت بعمر الخامسة |
| Asker ceketiydi, yeşil bir ceket. Kızılımsı saçları vardı. | Open Subtitles | يرتدى معطف جيش لونه أخضر, لديه شعر بريطانى |
| Rengi yeşil ama! Döl gibi ama döl değil. | Open Subtitles | لونه أخضر لذا فهو ليس منيّاً لكن أعني أنّ ملمسه كالمنيّ. |
| Kıvrımlı, dumanlı, bir çeşit yeşil kuyrukluydu ve sonra patladı, o kör edici beyaz ışık çıktı. | Open Subtitles | حسناً، لقد كان متعرج و كثيف الدخان و مساره لونه أخضر ثم حدث الإنفجار و ظهر هذا الضوء شديد البياض |
| Oldukça yeşil bir rengi vardı. Acımsı bir tadı vardı. | TED | لونه أخضر مركز ، وطعمه حار جدا |
| Size yeşil renkli tuz sıvısı enjekte ettik. | Open Subtitles | نحن حقناكم بمحلول ملحي لونه أخضر |
| Üç, yeşil. | TED | رقم ثلاثة لونه أخضر |
| Millet bakın. Ryan'ın kutusunun yeşil olduğunu biliyoruz. | Open Subtitles | يا شباب إسمعوا نحن نعلم أن الصندوق الذي يوجد فيه (راين) لونه أخضر |
| Bilesin, o yeşil. | Open Subtitles | لمعلوماتك هذا لونه أخضر |
| yeşil olduğu için bir kurbağaya kızmak gibi bir şey bu. | Open Subtitles | -لا, أعني أنه عبقري في الامر -الامر وكأنه أن تغضب من ضفدع -لان لونه أخضر ! |
| yeşil, ha? | Open Subtitles | لونه أخضر, ها؟ |
| - Ben, o yeşil. | Open Subtitles | -بين), إن لونه أخضر) |
| - Ben, o yeşil. | Open Subtitles | -بين), إن لونه أخضر) |