| Hazlarımız olmadan da kendimiz olabilirdik ama anlamı aramamızı teşvik eden talihsizliklerimiz olmadan değil. | TED | كان بالإمكان أن نكون أنفسنا من غير مسرات و لكن ليس من غير الإخفاقات و التي تدفعنا للبحث عن المعنى. |
| Bunu yapan birinin, her şeyi yapabileceğine inanması, nadir olan bir şey değil. | Open Subtitles | ليس من غير المألوف بالنسبة لشخص من هذا القبيل للبدء في الاعتقاد بأنه يمكن فعل أي شيء. |
| Nadir olan erken gebelik değil. | Open Subtitles | ليس من غير المألوف في مرحلة مبكرة من الحمل |
| Bu olağandışı değil. | Open Subtitles | كما ترون هذا الحيوان لا يزال واعيا. هذا ليس من غير المألوف. |
| Karşılaşmadığımız bir durum değil. Çocuk ailesini korur. | Open Subtitles | حسناً ، هذا ليس من غير المؤلف إن يقوم الطفل بحماية والدية حتى لو كان هناك سوء معاملة .. |
| - Bunu yapabilirim, bunu yapmak yasa dışı değil. | Open Subtitles | أستطيع فعل ذلك، فإنه ليس من غير القانوني |
| Bu tuhaf değil, herkes güzel şeyleri saklar ama ayrılma kasetlerini değil. | Open Subtitles | انه لا يريد أن يعرف عن ذلك. انظر، هذا ليس من غير المألوف. الجميع وتبقي الاشياء لطيف ... |
| Neden bunu bildirmediğini anlıyorum bu saldırı olaylarında pek rastlanmayan bir şey değil ama kapalı devre televizyon görüntülerini gördüm. | Open Subtitles | اسمع، أنا أفهم أنك لم يجر الابلاغ عنها، وهذا ليس من غير المألوف مع حالات الاعتداء، ولكن أنا... |
| -Alışılmadık değil. | Open Subtitles | إنه ليس من غير المألوف. |