Biliyorum ama ona yalan söylemek, korkak ve bencilce geliyor. | Open Subtitles | أنا أعلم، ولكن، مثل، والكذب لها فقط يبدو الجبان والأنانية. |
En iyi arkadaşını vurduğunu ve bu konuda yalan söylemek zorunda kaldığını düşünsene. | Open Subtitles | تخيّل إرداء صديقك المُقرّب، والكذب بعد ذلك حول الموضوع. |
İşte bu cadılık dininin ihtiyacı olduğu şey, korku ve yalanlar üzerine kurullmuş daha çok kapitalizm. | Open Subtitles | هذه أشياء نادره هذا ما تحتاجه عقيدة السحر مزيد من الرأسماليه مبنيه على الخوف والكذب |
Bebeğimize yalanlar söyleyerek öylece evimize giremez. | Open Subtitles | هو لا يستطيع الجلوس في المنزل والكذب على صغيرتي |
Bütün bu yalanlardan ve sırlardan bıktım, ve en çok arada kalmaktan sıkıldım, bıktım. | Open Subtitles | انا تعبت من كل الاسرار والكذب, وتعبت ان اكون وسط هذا. |
Corto Maltese'deyken daha fazla sır olmayacağına dair söz vermiştim. Daha fazla yalan olmayacağına. | Open Subtitles | في (كورتو مالتيس) وعدتك بأنّه لامزيد من الأسرار والكذب. |
Hastaneye gideceğimi, biliyordum sanki tahmin etmiştim ve orada ne diyeceğimi de sanırım biliyordum, ama hikayeyi yalanları, ağzımdan çıkana kadar bilemiyordum. | Open Subtitles | اعتقد اني عرفت اني ذاهبه للمستشفى... واعتقد اني عرفت ماذا ساقول لكني لا اتذكر تعرف القصه, والكذب قبل ان يخرج من فمي |
Sen ve yalanların olmadan da zaten zorluklar yaşıyordum, Raylan. | Open Subtitles | لقد عانيت في التعامل مع هذا بدون مجيئك والكذب علي |
Tüm yaptığınız istediğinizi almak için korkup yalan söylemek. | Open Subtitles | كل ما تفعليه هو الخوف والكذب لمحاولة الحصول على ما تريديه. |
Aksine kandırmak, yalan söylemek için... | Open Subtitles | وإن أُستخدمت عوضًا عن ذلك في الخداغ والكذب |
Aksine kandırmak, yalan söylemek için... | Open Subtitles | وإن أُستخدمت عوضًا عن ذلك في الخداغ والكذب |
Bazı belirgin detayları söylememekle yalan söylemek teknik olarak aynı değil. | Open Subtitles | إغفال تفاصيل محددة والكذب لا من الناحية الفنية نفس الشيء. |
Hayır, öncelikle Yüzbaşı'na yalan söylemek ve komplomuza suç ortağı olmasına neden olmak istemiyorum. | Open Subtitles | لا، والكذب للقبطان هو شيء واحد. جعل له متواطئة في إطار المتابعة هو شيء آخر تماما. |
Bütün o savaşlar. acı ve yalanlar. nefret yüzünden arkamı dönüp, bir daha bakmak istemediğim günler oldu. | Open Subtitles | مع كل تلك الحروب الألم والكذب و الكراهية |
Haklısın, onu yalanlar söyleyerek kullanmaya devam edemem. | Open Subtitles | انت محقة، لا استطيع الاستمرار في استغلالها، والكذب عليها، |
Hiçbir şey paylaşmama, uygunsuz davranışlar, kuyruklu yalanlar... | Open Subtitles | بدون ذكر الإمتناع المعتمد عن الإفصاح, وسوء التصرف, والكذب الصريح |
Bu hayattan, sırlardan, yalanlardan çıkmak istediğini söyledin. | Open Subtitles | لقد قُلت أنك تود الخروج من تلك الحياة المليئة بالأسرار والكذب والخطر |
Seninkisi korkaklık ve yalanlardan ibaret. | Open Subtitles | بالنسبة لك والجبن والكذب |
Corto Maltese'deyken daha fazla sır olmayacağına dair söz vermiştim. Daha fazla yalan olmayacağına. | Open Subtitles | في (كورتو مالتيس) وعدتك بأنّه لامزيد من الأسرار والكذب. |
Lucien biliyorsun ki, Şükran Günü'nü seviyorum ...hindiyi, kızılcık sosunu ...yalanları, dalavereleri, ihaneti. | Open Subtitles | لعلمك يا (لوسيان)، أحبّذ الاستمتاع بعيد الشكر حيث الديك الروميّ وصلصة التوت والكذب والخداع والخيانة. |
Sırlar ve yalanların olduğu yerde güven olmaz. | Open Subtitles | إنّ الثقة لا تقيّم بنفسِ المساحةِ كالأسرارِ والكذب. |