| Hey! Duyduğuma göre dedenle birlikte ayılarla epey vakit geçirmişsiniz. | Open Subtitles | حسناً، لقد سمعت بأنك وجدكِ كنتم تقضون وقتاً مع الدببه |
| Çünkü bu insanlarla vakit geçirmişti. | TED | استوعبتها لأنها قضت وقتاً مع هؤلاء الاشخاص |
| Taliban rejimi sırasında Afganistan'da kadınlarla vakit geçirdim en derinden şiddete maruz kalıyor ve bastırılıyorlardı. | TED | قضيت وقتاً مع نساء في أفغانستان تحت حكم طالبان، تعرضن لمعاملة وحشية ومراقبة. |
| Bence ailemle yeterince vakit harcadın ve şüphesiz ki, artık kendi ailenle daha fazla vakit geçirmek istersin. | Open Subtitles | واعتقد أنك قضيت ما يكفي مع عائلتي ولا شك أنك تريد أن تقضي وقتاً مع عائلتك |
| Jake'le iyi vakit geçirmemi ve hep birlikte oynamamızı istiyordun. | Open Subtitles | أردتُم أن تقضوا وقتاً مع (جيك) يمكننا أن نعلب معاً. |
| Ama Herb'le vakit geçirmem seni hiç rahatsız etmiyor, değil mir? | Open Subtitles | لست منزعجاً لقضائي وقتاً مع السيّد (هيرب)؟ |
| Bu gerçekleşmeden önce sen, Rahibe Marie ve ben beraber biraz vakit geçirmeliyiz. | Open Subtitles | كلا، قبل أن يحصُلَ ذلك أنت و المُمرضة ماري و أنا علينا أن نُمضي وقتاً مع بعض |
| Biraz vakit geçirirsen, belki anlaşma şansınız olur. | Open Subtitles | أعتقد أننا كلنا سنقضي وقتاً مع بعض ، فرصة كي تتعرفوا |
| İkinizin birlikte daha çok vakit geçirememesi çok yazık. | Open Subtitles | من الؤسف أنكم الإثنين لم تقضوا وقتاً مع بعضكم |
| Git ve tarihi kutla. - Annenle vakit geçir. - Ortadan kaybolmayacağına söz ver. | Open Subtitles | لا تحتاجينني ، اذهبي واحتفلي واقض وقتاً مع امكِ |
| Çocuklarımızla ikimiz birlikte vakit geçirsek o kadar kötü mü olurdu? | Open Subtitles | والآن، أسيكون مريعاً حقاً أن نقضي وقتاً مع أطفالنا سويّةً؟ |
| Aslında düşününce ben de Jennifer ile yalnız olarak çok vakit geçirmiyorum. | Open Subtitles | انا لا اقضى وقتاً مع جينيفر بمفردى ايضاً |
| Kim o kadar çekici bir kamu görevlisiyle vakit geçirmek istemez ki? | Open Subtitles | من لا يريد ان يقضي وقتاً مع موظفةٍ حكومية جذابة؟ |
| eğer Veridianın avukatlarıyla, vakit harcıyorsan | Open Subtitles | إذا كنت تمضي وقتاً مع محاميتنا فيجب عليك أن تدفع لذلك |
| Hastanla vakit geçirmen pek olağan bir şey değil, değil mi? | Open Subtitles | من غير المعتاد أن تمضي وقتاً مع مريض، أليس كذلك؟ |
| En az bir hafta daha izinlisin. Ailenle vakit geçirmen gerek. | Open Subtitles | ستأخذ أسبوع إجازة آخر على الأقل، يجب أن تمضي وقتاً مع عائلتكَ |
| Senin sadece benim olmanı istedim. Başka bir yazarla vakit geçirmen beni üzüyor. | Open Subtitles | أريدكِ لنفسي، وأن تقضي وقتاً مع كاتب آخر، هذا يضايقني |
| Sürekli kamerayla dolanmayan ve canavar kılığına bürünmemiş çocuklarla vakit geçirmek sana da iyi gelecek. | Open Subtitles | و سيكون بصالحك قضاء وقتاً مع فتيه لا يركضون بالكاميرا واضعين مكياج وحوش |
| Mel'le zaman geçirmen gerçekten hoş bir davranış. | Open Subtitles | فحقية هذا لطف منك أن تقضى وقتاً مع (ميل) |
| Walker'ı tanırım. Smith'le senin için zor olmamalı. | Open Subtitles | لقد أمضيتُ وقتاً مع (ووكر) و لا يبدو أنّه يصعبُ عليكَ و على (سميث) |