| Kuşların dış görünüşü dikkat çekici bir şekilde garip gelmese de; üremek için bu tuhaf, çetrefilli, burgu şekilli tertibatılarını kullanırlar. | TED | بالرغم من أن المظهر الخارجي للطير قد لا يصدمك بكونه عجيبًا، فإن الطير يستخدم عضوًا غريبًا، معقدًا، أشبه باللولب الفليني للتكاثر. |
| Çünkü, toplumun ısrarla kendisine dayattığı; sadece erkeklerin zevki için ya da üremek için var olduğu algısını yok ediyor. | TED | إنها تدافع ضد إصرار المجتمع على أنها موجودة لرغبة الرجل أو للتكاثر. |
| Ziyaretçiler üremek için fosfora ihtiyaç duyar. | Open Subtitles | يحتاجُ الزائرون للفوسفور من أجلِ الإنجاب. |
| Yürümelerinin avcılardan kaçmak ve üremek için eş bulmada önemli bir rol oynadığını düşünüyoruz. | TED | نعتقد أن المشي ضروري للهرب من الحيوانات المُفترسة ولإيجاد زوج من أجل التكاثر. |
| Meclis içinde yapılacak en iyi aktivite üremek. | Open Subtitles | التناسل هو الفعل الأكثر رواجًا في معشرنا. |
| Ve bakalım, başvurunuza göre, sadece üremek için seks yapıyorsunuz. | Open Subtitles | وهنا حسب ما هو مكتوب بطلبكما أنكما تمارسان الجنس فقط للتناسل |
| Kıyıya üremek için gelmeyen ziyaretçiler, genelde leşle beslenmeye gelirler. | Open Subtitles | إنهم من زوار الشاطئ الذين لا يأتون للتوالد لكن عادة ما يأتون للاقتيات على الجيف |
| Ama yine de her yıl yüzbinlerce Basra karabatağı üremek için burada toplanıyor. | Open Subtitles | لكن كُلّ سَنَة , يتجمع مائة ألف من طيورالسوقطر هنا للتَفْقيس. |
| Virüs sadece kendine bir taşıyıcı bulup üremek için yaşar. | Open Subtitles | الفايروس يتواجد فقط ليجد عائلاً يتكاثر به |
| Ama bunu nerede yaparlarsa yapsınlar, büyük yumurtlama sürüleri üremek için toplandıklarında deniz kuşlarının ihtiyacı olan yiyecek yoğunluğunu sağlarlar. | Open Subtitles | ولكن ، أينما كانوا يقومون بذلك، فإن القطعان المُفرخة الضخمة.. تعتبر الغذاء المركزي الذي تحتاجه طيور البحر.. عندما يجتمعوا للتكاثر. |
| Büyük balıkların çoğu üremek için yeterli zamanları olmadan, avlanıp, tükendiler. | Open Subtitles | معظم الأسماك الكبيرة يتم ازالتها من الوجود لأنها لا تمنح الفرصة الكافية للتكاثر |
| Büyük flamingolar üremek için Afrika'dan buraya 400 kilometre uçuyorlar. | Open Subtitles | تُسافر طيور الـ فلامنغو الأكبر حجماً مسافة 400 كم من إفريقيا للتكاثر هنا |
| Strigoi'nin üremek için gereken şeyleri yok. | Open Subtitles | الستريجوي ليس لديهم طريقةالأنابيب في الإنجاب. |
| üremek için yapılan seks, en iyi seksdir. | Open Subtitles | جنس الإنجاب هو أفضل أنواع الجنس |
| Vardığı sonuç, erkeklerin üremek için mühim olduğu ama zevk için gerekli olmadıkları. | Open Subtitles | إنّهُ يقدمّ إستنتاجاً بأن الرجال جوهر الإنجاب.. لكن ، عندما يأتي الأمر للملذّات... فهي غير ضروريّة. |
| Üreme konusunu konuşunca canım üremek istedi! | Open Subtitles | كل هذا الحديث عن التكاثر يجعلني أريد أن أتناسل |
| Doğanın kuralı gereği, üremek... Majesteleri. | Open Subtitles | بينما لم تطعم الارض باثمار التكاثر منك طرا جلالتك |
| - Fakat büyüklerimiz bize rıza gösterirse üremek isteyeceğim birkaç hanım geliyor aklıma tabii. | Open Subtitles | لكن بوسعي التفكير ببضع آنسات لن أمانع التناسل معهن بعد أن يعطينا آباؤنا مباركتهم. |
| Buna biz üremek diyoruz. | Open Subtitles | أو ما نُطلق عليه التناسل. |
| Kırmızı somonun göz alıcı rengi üremek için hazır olduklarına işaret ediyor. | Open Subtitles | اللون الزاهي للسلمون الأحمر يشير أنهم مستعدّون للتناسل |
| Burada üremek için buluşurlar. | Open Subtitles | يلتم شملهم هنا للتوالد. |
| Her yıl Ağustos'tan, Ekim'e kadar erkekler diğer kolonilerden buraya üremek için gelirler. | Open Subtitles | كُلّ سَنَة مِنْ أغسطس إلى أكتوبر , يَطِيرُ الذكورَ في مِنْ المستعمراتِ الأخرى في الكاريبي للتَفْقيس. |
| üremek için birini arıyor olabilir. | Open Subtitles | ربما كان يريد أن يتكاثر |
| Göçmen somonlar üremek için serin ve oksijen bakımından zengin sulara ihtiyaç duyarlar. | Open Subtitles | سمك السلمون المهاجر ، يحتاج لهدوء مياه تحتوي على الاكسجين جيد ، لتتكاثر. |
| Yeni gelen bir tanesi, kendisine üremek için bir yer arıyor. | Open Subtitles | وها هو زائر جديد يبحث لنفسه عن مكان للتزاوج |