| Bence çiçekleri sığ ve anlaşılır bir jest olarak gördü ve onları mazur görülebilir bir öfkeyle paramparça etti. | Open Subtitles | أظنها اعتبرت هذه الأزهار على أنها البادرة السطحية الواضحة كما هي وقامت بتقطيعها إربًا في نوبة غضب مبررة. |
| Baban, Albay Marsh'ı aptalca bir öfkeyle öldürdüğünde finansal işlerini bize bıraktı. | Open Subtitles | والدك تخلى عن مصالحه الماليه (عندما قتل الكولونيل (مارش في نوبة غضب حمقاء |
| Buna rağmen büyük bir öfkeyle yaşayıp bir sürü karanlık sır saklamış. | Open Subtitles | ومع ذلك كان يعالج غضباً شديداً ويكتم أسراراً عديدة |
| Buna rağmen büyük bir öfkeyle yaşayıp bir sürü karanlık sır saklamış. | Open Subtitles | ومع ذلك كان يعالج غضباً شديداً ويكتم أسراراً عديدة |