Ancak yeni bir çağa girdiklerini düşünüyorum, çünkü teknoloji paylaşımı zorlamadan ve eğlenceli hale getiriyor. | TED | لكن اعتقد انها تدخل في عصر جديد، لأن التكنولوجيا تجعل المشاركة بلا مجهود وممتع. |
MM: Evet, bir araç geliştiriyoruz. yayıncılar için bu tür içerikleri üretmeyi çok kolay hale getiriyor. | TED | مايك ماتاس: نعم، نحن نبني أداة تجعل من السهل جدا على الناشرين الآن إنشاء هذا المحتوى. |
çünkü kasabaları daha güvenli ve çabuk toparlanabilen bir hale getiriyor. | TED | لأنها تجعل المدن أكثر أمنا وأكثر مرونة. |
Chae-lin kendini o kadar işe verdi ki, bizim hayatlarımızı resmen çekilmez hale getiriyor. | Open Subtitles | سيلين شديد الحب للعمل علينا ويجعل حياتنا بائسه |
Çok kolay ve oy vermeyi çok daha basit ve hızlı hale getiriyor. | Open Subtitles | انه سهل ويجعل التصويت ابسط واسرع , اتفقنا؟ |
- Bu trajediyi daha da kötü hâle getiriyor. | Open Subtitles | مما يجعل هذه المأساة أسوأ من ذي قبل |
Saç, elbiseyi de daha şık bir hale getiriyor. | Open Subtitles | انها قصة الشعر التي تجعل ما ترتديه المرأة أنيقاً |
Bu kadın hayatı yaşanmaz hale getiriyor... diğer apartman sakinleri için. | Open Subtitles | إنها تجعل حياة . المستأجرين الآخرين عسيرة |
Her günü güneşli bir hale getiriyor. Böylece moralimiz düzeliyor. | Open Subtitles | انها تجعل كل شىء مشمس حتى مزاجَ سيئَ يتغير |
Sen buna karışma. Zaten kötü olan durumu daha da beter bir hale getiriyor. | Open Subtitles | كل ما تفعله هى أنها تجعل الحال السيء أسوء |
Neyse,yazarın şikeyetleri süreci katlanılmaz hale getiriyor. | Open Subtitles | على أية حال، شكاوي المؤلف تجعل العملية لا تطاق |
Hayatı tek başına yaşarsan, çok zor, ve çocuk sahibi olmak, bunu eğlenceli hale getiriyor. | Open Subtitles | الحياة صعبة إن كان عليك أن تعيشها لوحدك وإنجاب الأطفال تجعل الحياة أكثر إمتاعا |
Değil mi... İki küçücük sözcük sevişmemizi nasıl da tutkulu hale getiriyor. | Open Subtitles | كيف لكلمتين بسيطة أن تجعل حبنا أكثر عاطفة ؟ |
Saçlarımı daha uysal bi hale getiriyor. | Open Subtitles | يترك شعري سهل التسريح ويجعل ملمسة ناعم. |
Çok çabuk eriyor, deniz gergedanına yaklaşmayı zor hale getiriyor. | Open Subtitles | يذوببسرعة، ويجعل الامر صعبا ً... للإقتراب من الكركدن. |
Hayatimi iyice çekilmez hale getiriyor. | Open Subtitles | ويجعل من حياتى بائسة بسبب هذا |
Dokunulmazlıklar. NYPD'nin soruşturma yapmasını imkansız hâle getiriyor. | Open Subtitles | مما يجعل الأمر صعبا جدا على (مديرية شرطة نيويورك) في عملية التحقيق |
Nefes almanı imkânsız hâle getiriyor. | Open Subtitles | مما يجعل التنفس مستحيلاً. |