| safkan bir İngilizle, Avustralyalı bir vahşinin çiftleştiğini hep düşlemişimdir. | Open Subtitles | أردت دائما أن أزاوج إنجليزية أصيلة مع نوع غابات |
| safkan köpek arıyorsanız burası doğru yer değil. | Open Subtitles | إنه ليس من سلالة أصيلة إن كنت تبحث عن نسب فهذا ليس المكان الصحيح لك |
| Birlikte geçirdiğimiz salı sabahından sonra yazdığı orijinal şiiri gönderiyordu. | TED | وكان قد أرسل إلى قصيدة أصيلة نظمها بعد لقائنا يوم الثلاثاء صباحًا |
| Sadece antika ve otantik parçalar satıyorum, ve sahte silahlar benim işim değil. | Open Subtitles | بل أبيع تحف وأدوات أصيلة فقط والأسلحة المقلّدة ليست من اختصاصي |
| Arkadaşım bu, hakiki bir Nazi subayı üniforması, tahminen 1942'den. | Open Subtitles | هذه يا صديقي بدلة ضابط نازي أصيلة منذ عام 1942 |
| Yaşanan tüm tatsızlıklar için özür diliyorum. Gerçek bir Targaryen'in gümüş saçı! | Open Subtitles | أعتذر عن كل ذلك البغض، شعرٌ فضّي لتارغاريّة أصيلة. |
| Sanat hocam benim çok orjinal olduğumu ve böyle bir şeyin de benim için paha biçilemez bir deneyim olacağını söyledi. | Open Subtitles | مُدرّسي في الفنّ قد قال لي بأنّني أصيلة و أنّ هاته ستكون تجربة ثمينة بالنّسبة إليّ |
| - Pabucumun gelenekseli. | Open Subtitles | أصيلة قدمي |
| Pololar, safkan ve Amerikanlar, değil mi? | Open Subtitles | ومباريات البولو أصيلة وحوافر الخيول، صحيح؟ |
| Bu bina, havayolu ile uzun bir yolculuktan gelen, fazlaca jet sendromu hisseden, kendilerini çok iyi durumda hissetmeyen 2.500 tane gerçekten çok sinirli safkan atı almak zorundaydı. | TED | الآن، كان يجب على هذا المبنى أن يستقبل ألفين و نصف ألف حصان من سلاسل أصيلة حقاً الذين كانوا ينتهوا من سفر مسافة طويلة، و يعانوا من اضطراب الرحلات الجوية الطويلة، و لم يكونوا في احسن حالاتهم. |
| İkisi de döllemeye hazır safkan damızlık... | Open Subtitles | فحول قوية أصيلة, وجاهزين للتناسل |
| Şov köpekleri safkan olmak zorundadır. | Open Subtitles | كلاب المعرضِ يَجِبُ أَنْ تَكُونَ أصيلة |
| Corleone Kasabasına ve Sicilya'ya ait orijinal bir şey. | Open Subtitles | مصدرها من بلدة كورليون وهى أغنية صقلية أصيلة |
| Bu orijinal bir çelik pusulasıdır. | Open Subtitles | تلك بوصلة الدم الصلب أصيلة جديدة كخد جني |
| İçeriden orijinal fikirler çıkıyor mu yoksa bir avuç yalaka mısınız? | Open Subtitles | هل هناك أفكار أصيلة تحدث داخل هذه البيئة العقيمة أم أنكم أشخاص منافقون؟ |
| İnsanlar otantik olduğunu düşünmezlerse salsa almazlar. | Open Subtitles | إلا إن ظنوا انها أصيلة عليك إضافة بعض من اصولك |
| otantik Fransız mutfağından tatlar görmek için sabırsızlanıyorum. | Open Subtitles | لا يمكن أن تنتظر لتذوق بعض من المطبخ الفرنسي الخاص أصيلة. |
| - ...baya otantik bir veda mektubu yazmış olmak. | Open Subtitles | هي أنكِ كتبتِ رسالة أصيلة جداً حقاً؟ |
| Yeter ki, bana hakiki bir Roma'lı yüzbaşı miğferi getiriver. | Open Subtitles | بشرط أن تجلب معك خوذة قائدٍ رومانيٍ أصيلة. |
| - Suna baksana, hakiki bir Picasso resmi. | Open Subtitles | إنظرْ إلى هذا. - لوحه لبيكاسو حقيقية أصيلة. |
| Gerçek bir arkadaşlık gibi. | Open Subtitles | إنها صداقة أصيلة. |
| Gerçek bir hayalet kasaba buldun. | Open Subtitles | وجدت مدينة أشباح أصيلة |
| The Plastikler orjinal, ve onlarla arkadaş olabimek için kimseye bir şey ödemezler. | Open Subtitles | مجموعة البلاستيك , أصيلة وليس عليهم ان يدفعوا لاحد ليكون اصدقائه |
| - Pabucumun gelenekseli. | Open Subtitles | أصيلة قدمي |