| Fakat sana açıklamama izin-- Kraliçe odasına dönmek istiyor. | Open Subtitles | لكن أنا يمكن أن أوضّح الملكة ترغب فى العودة إلى غرفتها. |
| açıklamama izin verir misin? | Open Subtitles | بولي، هلّ بالإمكان أن تتركيني أوضّح هذا؟ |
| İzin verin de dosyada olmayan ama bilseniz gerçekten etkileneceğiniz bir şeyi açıklayayım. | Open Subtitles | ولكن دعيني أوضّح لكِ شيئاً قد لا يكون موجوداً في الملف قد يحوز على إعجابك |
| Her şeyi açıklayabilirim. | Open Subtitles | أنا يمكن أن أوضّح كلّ شيء إليك. |
| Çünkü bu eski bir kitap, tamam mı? Bildiğim her şeyi size açıklamak zorunda değilim! | Open Subtitles | لأن هذا كتاب قديم, ليس علي أن أوضّح لك كل شيء أعرفه |
| Bu son konuşmamız olduğuna göre bunu tam anlamıyla Açıklığa kavuşturmak istedim. | Open Subtitles | بما أن هذه آخر محادثة .. سوف تكون بيننا أريد أن أوضّح هذا |
| Henüz bir şey söylememiş olman çok önemli Ellen. Dur sana anlatayım. | Open Subtitles | من المهم، إلين، أن لا تقولين أيّ شئ الآن وتتركيني أوضّح السبب |
| Şunu açıkça belirtmek isterim o, iyimserlik eğiliminin oldukça kötü bir örneği, çünkü hakikaten çok yetenekli. | TED | وأريد أن أوضّح بشكل تام أنهُ مثال سيّء تماماً عن الميل للتفائل، لأنه في الحقيقة موهوب بشكل فريد من نوعه. |
| Yalan söyledik ama açıklamam gerektiğini düşündüm. | Open Subtitles | أعترف بأننا كذبنا فكرت بأن أحاول أن أوضّح نفسي |
| açıklamama izin verir misin? | Open Subtitles | بولي، هلّ بالإمكان أن تتركيني أوضّح هذا؟ |
| Öyleyse, patron olarak, şunu açıklamama izin ver. | Open Subtitles | من ثمّ,بصفتي المديرة التنفيذية,دعيني أوضّح هذا بشكلٍ جليّ |
| açıklamama izin verin çünkü biraz karışık. | Open Subtitles | دعوني أوضّح المسألة لإنها شائكة بعض الشيء |
| Başlamadan önce size şunu net bir şekilde açıklayayım. Benim mevzum yetişkinlerin marihuana kullanımına karşı değil. Bunu umursamıyorum. | TED | قبل أن أبدأ، دعوني أوضّح شيئاً: خلافي ليس مع الاستعمال الرشيد للماريغوانا... أنا لا أهتم بهذا. |
| Bari ben açıklayayım. | Open Subtitles | حسناً، أود فقط أن أوضّح ... كماترى،لقد إنتقلناإلىهناللتو |
| Hazır başbaşayken size gizli yer kavramını açıklayayım. | Open Subtitles | دعني أوضّح لكم متى ما .. اجتمعناسوية. مفهومالمخبأالسري... |
| - Sanırım ne olup bittiğini açıklayabilirim. | Open Subtitles | - يمسك بثانية. أعتقد أنا يمكن أن أوضّح ماذا يجري. |
| - Bay Malkovich, sanırım açıklayabilirim. - Evet, açıkla. | Open Subtitles | - سّيد مالكوفيتش، أعتقد أننى يمكن أن أوضّح. |
| Hizmetçisiyle yattığımı açıklamak zorunda kalacaktım. | Open Subtitles | عليّ أن أوضّح بأنّني كُنتُ نائمًا مع خادمتها |
| Şunu Açıklığa kavuşturayım, bizim bombalama ile ilgimiz yok, ama bomba infilak ederken bir arkadaşımızın orada olduğunu, sanıyoruz. | Open Subtitles | أريد أن أوضّح مقدّماً بأن لا علاقة لنا بالتفجير و لكننا نعتقد أن صديقاً لنا كان بالمبنى عندما انفجرت القنبلة |
| Benim için çok önemli bu. Daha nasıl anlatayım ki? | Open Subtitles | إنه مهمٌّ جدًا لي، لا أدري كيف أوضّح لك ذلك أكثر. |
| Sanırım açıkça belirtmedim. | Open Subtitles | أظنني لم أوضّح لك الأمر عندما عيّنتك |
| Şimdi; insan izleyicilere bunu açıklamam gerekiyor eğer Pentouse magazini, deniz memelileri özel sayısı yapıyor olsaydı, bu orta sayfaydı. | TED | الأن، أحتاج أن أوضّح للجمهور من جنس البشر إذا كان لمجلة بَنتهاوس طبعة مخصصة للثديات البحرية، ستكون هذه قلب العدد الذي يُطوى. |
| Himmler, 4 Ekim 1943'te, Pozna'da, SS'lere hitaben yaptığı bir konuşmada cinayetleri nasıl algılamalarını istediğini açık bir dille ifade etti. | Open Subtitles | "في خطاب ألقاه فى "البوسنه في 4 أكتوبر 1943 أوضّح "هيملر" ما أراده تماماً عن كيفية شعور الـ "إس إس" حول جرائم القتل |
| Size tehlikelerden bahsediyorum, siz hala açıklama arıyorsunuz. | Open Subtitles | أنا أوضّح الأخطار، وأنتِ تستمري في البحث عن التفسيرات |
| Şunu kesinliğe kavuşturalım. Ben öfkeli değilim. | Open Subtitles | أُريد أن أوضّح أمراً أنا لا أعاني من مشكلة الغضب |
| Ben yalnızca durumu aydınlatıyorum. Herkes kilo aldığını fark etmeye başladı. | Open Subtitles | أنا فقط أُريد أن أوضّح لك . أنّ الناس لاحظت أنّك وزنك زاد |