Şu anda inanılmaz kamu Güvenliği problemleriyle boğuşuyoruz, çünkü öyle bir durumdayız ki cezaevlerindeki insanların üçte ikisi orada duruşma bekliyor. | TED | و نحن نواجه تحديات لا تصدق متعلقة بالأمن العام لأن لدينا وضع حيث ثلثي الناس في السجون موجودين هناك بانتظار محاكمتهم. |
Bu durum çok sorun çıkarabilir. Marie, lütfen Güvenliği çağır. | Open Subtitles | لدينا الثير من المتاعب, هل بإمكانكِ أن تَتصلي بالأمن ؟ |
Güvenliği siz mi ararsınız, ben mi arayayım? Ben ararım. | Open Subtitles | ــ هل ستتّصلين أنتِ بالأمن أم أنا أقوم بذلك ؟ |
Uluslararası güvenlik derken aslında demek istediğim, ülkelerimizi dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı nasıl hazırladığımız ve vatandaşlarımızı nasıl koruduğumuz. | TED | وأنا أعني بالأمن الدولي، ما نقوم به حقًا، كيف نجهز بلادنا لاستجابة أفضل ومنع التهديدات الخارجية، وكيف نحمي مواطنينا. |
Sadece kendilerini güvende hissedebilmek için, yüksek teknoloji güvenlik sistemlerine büyük paralar harcayanlar. | Open Subtitles | و ينفقوا الكثير من المال على التكنولوجيا المتطورة في الحماية حتى يشعروا بالأمن |
Suriye derin bir bağ ile bölgesel güvenliğe, küresel istikrara bağlı. | TED | إن سوريا مرتبطة ارتباطًا وثيقًا بالأمن الإقليمي، بالاستقرار العالمي. |
O ve şu arkadaşı aşağıda güvenlikle birlikteler. Neden onları bu gece bizimle eve götürmüyoruz? | Open Subtitles | انه وصديقه بالأمن لماذا لا نجلبهم معنا للبيت؟ |
Biraz açık kaynak Güvenliği hakkında konuşacağım, çünkü 21. yüzyılda güvenlik konusunda daha iyi seviyelere ulaşmamız gerekiyor. | TED | سوف أتحدث قليلا عن لأمن المفتوح المصدر لأنه لا بد لنا أن نتحسن فيما يختص بالأمن فى هذا القرن ال21، |
İşte bunlar açık kaynak Güvenliği düşüncesinin örnekleri. | TED | إذا هذه أمثلة لما يسمى بالأمن مفتوح المصدر |
Bu adam belli ki deli. Güvenliği arayacağım. | Open Subtitles | من الواضح أن هذا الشخص مختل، سأتصل بالأمن |
- Yalan söylüyor. - Sakin ol Güvenliği çağıracağını söyledi. | Open Subtitles | إنه يكذب خذ الأمور بسهولة، لقد هددنا بالأمن |
Ulusal Güvenliği ilgilendiren bir konuda işbirliği yapmak için çağrı aldık. | Open Subtitles | - ماذا ؟ لقد استقبلنا دعوة للمشاركة بمشكلة تتعلق بالأمن الوطنى |
Güvenliği çağır. Öğrencide saldırıyı belgelesin. | Open Subtitles | إتصل بالأمن وتأكد من وثيقة الطالب إنها إحتوت الهجوم ووقعها |
Kesik. Ama elektrik kesintisi Güvenliği kapatmaz. | Open Subtitles | مقطوع.لكن انقطاع التيار لا يقطع الاتصال بالأمن. |
Ben ekip arasındaki iletişimi koordine edeceğim Ajan Bloom da güvenlik kısmını halledecek. | Open Subtitles | سوف تنسق مع الجميع من خلال الاتصال في حين أن بلوم يعتني بالأمن |
Ama havaalanı güvenlik kameraları TSA için ve sadece biz izleyebiliriz. | Open Subtitles | و لكن كاميرات مراقبة المطارات خاصة بالأمن القومي و أعيننا فقط |
Cevap, bizim gerçeklik yerine güvenlik duygusuna yanıt vermemiz. | TED | الإجابة هي، نحن نستجيب إلى الاحساس بالأمن و ليس الحقيقة. |
Bu hastalıklara karşı geliştirdiğimiz güvenlik hisleri bize verilen medyadın bilimden ayıklayıp sunduğu modellere dayanır. | TED | كل أحاسيسنا بالأمن عن هذه الأمراض تأتي من نماذج أعطيت لنا، حقا، بالعلوم المرشحة من الإعلام. |
güvenlik hissinin gerçeklikle daha çok örtüşmesini sağladı. | TED | جعلت احساسهم بالأمن يتماشى أكثر مع الواقع. |
Ve bu da Başkan Obama ile ben, Anayurt güvenlik araştırmamı ona gösterirken. | TED | وهذا أنا مع الرئيس أوباما، أعرض عليه بحثي الخاص بالأمن الوطني. |
Eğer güvenlik meclisi on sene boyunca kendini güvenliğe adamazsa, özel sermayeyi çekmek için teminat ortamı oluşmaz. | TED | إذا لم يستطع مجلس الأمن الإلتزام بالأمن على مدى عقد من الزمان وأن لا ترى أي ضمان ينتج إستثمارات خاصة |
Dixon, bir sorun var. Kat müdürü güvenlikle birlikte oraya geliyor. | Open Subtitles | هناك شىء خاطىء.مدير الطابق يذهب نحوك بالأمن. |
Hükümetteki görevimin toplum güvenliğine bir fayda sağlamadığını anlamam epey zaman almıştı. | Open Subtitles | أخذ مني وقت طويل لأدرك أن عملي في الحكومة ليس له شأن بالأمن العام |
Güvenlikte çalışıyor. | Open Subtitles | إنها تعمل بالأمن و الكاميرا هنا |
Çekil yolumdan! Kampüs güvenliğini aramalıyız. | Open Subtitles | إبتعد من أمامي يجب أن نتصل بالأمن الجامعي |