| şeker, içki ve hatta silahlar, fahiş fiyatlarla piyasada yer alır. | Open Subtitles | حلويات, خمور حتي الأسلحة كل شئ متاح وكل شئ له ثمن |
| Esaret altında yaşamaktansa özgür bir şeker olarak ölmeyi tercih ederim. | Open Subtitles | إنك تموت و إنت حلويات حرة أحسن من إنك تعيش محبوس |
| Çocuklara sürekli yemek ve tatlı taşınacak. | Open Subtitles | يجب اٍحضار طعام و حلويات للأطفال طوال الوقت |
| sen de şeker var,tatlı yiyemezsin ! | Open Subtitles | لا حلويات ، أنت مريض بالسكر لا يمكنك أكل الحلويات |
| Sweets'e doğum gününde ısmarlama sözü vermiştim. | Open Subtitles | نعم، لقد وعدت حلويات التي أود أن يعاملوه لبعض في عيد ميلاده. |
| Rock konserleri, paçavralar, tatlılar, kozmetik ürünleri, sinema: | Open Subtitles | حفلات موسيقى الروك والخرق, حلويات, ومستحضرات التجميل, فيلم: |
| Tanrım, varlığının bir delili olarak, bize cennetten şeker gönder. | Open Subtitles | يارب اثباة لوجودك أرسل لنا حلويات من الجنة |
| Terkedilmiş bir şeker fabrikası. | Open Subtitles | مصنع حلويات مهجور هذا اسلوبه واين اعتقد اننى وجدت شيئا |
| O sade yağ, şeker ve tuz kısıtlamalar koydu. | Open Subtitles | حلويات ، دهنيات ، وملوحات ، هو يؤمن كل شيء |
| şeker değil! Milk Bonz! | Open Subtitles | لا، ليسوا حلويات , عظام اللبن عظام هشة , صلبة للأسنان |
| Şuradaki diğer masada tatlı da var. | Open Subtitles | هناك آه.. هناك حلويات في الطاولة المجاورة |
| Bilirsin işte, bazen insanlara annemden bahsedersin ve onlar da sana para ya da tatlı verirler. | Open Subtitles | كما تعلم، أحياناً تخبر الناس عن أمنا فيعطونك نقوداً أو حلويات |
| Herşey: ayna, mumlar, Kuran, fıstık, tatlı. | Open Subtitles | كل شيئ : المرآة و الشموع و القرأن و بعض الجوز و حلويات |
| Sadece Sweets bana daha yakın geliyor. - Hep ona dönüyorum. | Open Subtitles | انها مجرد، حلويات يبدو المزيد من الوقت الحاضر بالنسبة لي. |
| Muhtemelen sebebi bugün Sweets'in doğum günü olması. | Open Subtitles | تسبب على الأرجح من حقيقة أن اليوم هو عيد حلويات ". |
| Anne bana Delhi'den getirdi baharatlı tatlılar getirmiş | Open Subtitles | جلبت لي والدة زوجي حلويات بالزنجبيل |
| Bana yaşadığı Kudüs'ten bir Ortadoğu yemeği getirdi; ben de ona koşer çikolata getirdim ve "Tanrı Yahudilerden nefret ediyor" pankartı tuttum. | TED | أحضر لي حلويات شرق أوسطية من القدس حيث يعيش، وأحضرت له شكولاتة كوشير مع لافتةٍ في يدي مكتوب عليها "الرب يكره اليهود." |
| Restorana, dükkanımdan yılbaşı şekeri getirdim. | Open Subtitles | أحضرت بعض حلويات عيد الميلاد من متجري إلى المطعم. |
| Bunları apaçık şekerleme rafından alıp çöreğin üstüne yerleştirmişsiniz böylece şekerlemeli çörek olarak gösterebilesiniz. | Open Subtitles | واضح أنك أخذت حلويات من الرفّ ووضعتها فوق الكعكة، في محاولة لتمريرها على أنها رشّات. |
| Upper Sweet Side, NYC. Bu isim bir şey çağrıştırdı mı? | Open Subtitles | حلويات الجانب العلوي هل يعني لك الاسم اي شيء؟ |
| Fakat pasta şefi olmak için okula gitmek istiyorum. | Open Subtitles | لكني أريد أن أذهب للجامعة لأصبح طباخة حلويات |
| Benim şekerci dükkanım var ve bunu ilk 30 saniye içinde söyledim. | Open Subtitles | أنا لدي متجر حلويات وخرج ذلك من فمي، في أول 30 ثانية. |
| Tarçınlı kurabiye, kırmızı eşofman üstü. | Open Subtitles | النرود الغريبة، حلويات القرفة السترة الحمراء. |
| Enerji içecekleri, çikolatalar su toplaması için yara bandı ve en sevdiğin şekerler. | Open Subtitles | مشروبات الطاقة بسكويت بوربارس بعض الاشياء المساعدة للبثور ومفضلتك حلويات الاطفال |
| Maple Loops, Granny's Big Fudge Nuggets. | Open Subtitles | "مابل لوبس"، "حلويات (غرانيز) الكبيرة والملفوفة". |
| Aslında, geçen sene NATO buluşmasında aldığım tatlandırıcılar sadece. | Open Subtitles | في الحقيقة, انها حلويات فقط تذوقناها خلال إجتماع منظمة حلف شمال الأطلسي السَنَة الماضية. |