| Ben de bir gün kendimi açıklama fırsatını kaçırmak istemem. | Open Subtitles | أنا لا أريد فقد الفرصة لتوضيح نفسي يوما ما. |
| - Bu insanlara bir açıklama borçlu değilsin. Hayır, affedersiniz. Bence borçlu. | Open Subtitles | -أنت لا تحتاجين لتوضيح شيء لا معذرة أنها يجب أن تفعل ذلك |
| Bu geçişi normalleştirebilecek bir yol bulmak istedim, rahatsızlığın hastalıkla her zaman aynı şey olmadığını açıklamak için. | TED | أردت أن أجد طريقة لتوضيح أن ذلك الانتقال طبيعي، ولشرح أن عدم الارتياح ليس دائمًا مرادفًا للمرض. |
| Bir iki meseleyi açıklığa kavuşturmak için senin de gelmeni istiyor. | Open Subtitles | وهو يريد منك ان تكون هناك عنده فقط لتوضيح بعض الامور |
| Eğer beni aradığınızı bilseydim, olayları netleştirmek için daha erken gelirdim. | Open Subtitles | ولو علمت بأنّكم كنتم تبحثون عنّي لعجلت في قدومي لتوضيح الأمور |
| En önemlisiyse bir konuda gerçekten Açık olmak için burada duraklıyorum. | TED | والآن، أهم شيء، أن أتوقف لتوضيح هذه النقطة. |
| Şimdi, bu anlattıklarımı güncel bir tartışmaya uygulayalım. bazı durumlara avukatlık yapmak istediğimden değil, sadece anlatmak istediğim durumu gözlerinizin önünde canlandırabilmeniz için. | TED | لذا دعوني أطبق الأمر على جدل قائم ليس لإني أود الدعوة الى حل محدد ولكن لتوضيح الامر الذي أعنيه. |
| Einstein'ın izafiyet teorisini bir maymuna açıklamaya çalışmasına benzer. | Open Subtitles | مثل محاولة آينشتاين لتوضيح النسبية إلى مينكي |
| Başkan olmanın en hoş taraflarından biri de kimseye açıklama yapmak zorunda olmamaktır. | Open Subtitles | أحد الأشياء ذات الأهمية عن كونك رئيساً أنك لست مضطراً لتوضيح نفسك لأي شخص |
| Seninle konuşmak istiyorum. açıklama yapmak için bir şans istiyorum. | Open Subtitles | و أريد التحدث معكِ أريد الفرصة لتوضيح الأمر |
| Zaten açıklama yapmakta zor zamanlar geçirdiğim bir C.I.A. var. | Open Subtitles | أنا بالفعل قد فتحتُ تحقيقاً مستمراً في هذا احتاج وقت كثير لتوضيح ذلك لهم |
| Kimseye açıklama yapmak zorunda değilim, özellikle de ona. | Open Subtitles | لست مضطراً لتوضيح نفسى.. خصوصا إليها |
| Herşey karmaşıklaştı, ama eğer bana açıklama şansı verirsen... | Open Subtitles | الأمور معقدة، لكن لو أعطيتني فرصة لتوضيح الأمر - |
| Seni onlardan ayırdığım için üzgünüm, fakat hiç açıklama yapacak şansım yoktu, zaten eğer açıklama yapsaydım, asla benimle gelmezdin. | Open Subtitles | آسف أنني أخذتك منهما، فلم تتيح ليّ الفرصة لتوضيح الأمر، و.. حتى لو وضحت الأمر، فماكنتستأتيمعي . |
| Bu akıllıca öneriyi neden reddettiğimi açıklamak için konuşmanın başını hatırlamanızı istiyorum. Özellikle palindrom şakamı. | TED | لتوضيح تجاهلي نصيحة جيدة بشكل واضح أريد أن أخذكم إلى بداية هذا الخطاب، تحديدا، دعابتي عن نطق اسمي بنفس الطريقة. |
| Ancak açıklamak için şu düşünce deneyini düşünün: | TED | ولكن تأملوا هذه التجربة الفكرية لتوضيح الآلية. |
| Bu görüşmeyi, birkaç şeyi açıklığa kavuşturmak için kabul ettim. | Open Subtitles | قد وافقت على هذه المقابلة لأننا بحاجة لتوضيح بعض الأمور. |
| Bu yüzden geldim, açıklığa kavuşturmak için. | Open Subtitles | وهذا سبب قدومي إلى هنا. لتوضيح تلك الأمور |
| Birincisi, karşı tarafla iletişimi netleştirmek için resim kullanın. | TED | أولاً، أستخدم الصورة لتوضيح ما تحاول إيصاله |
| Bazı şeyleri açıklığa kavuşturalım, Açık ve basit olarak bu bir sapma. | Open Subtitles | لكن, فقط لتوضيح الأمور هذا التحول بسيط جداً |
| Bunu size anlatmak için, 1975 ile 1979 arasındaki Kızıl Kmerler rejimini anlatan kısa bir klibim var. | TED | حسناً لشرح ذلك، لدي فيديو قصير لتوضيح حكم دولة الخمير الحمر في الفترة من 1975 الى 1979. |
| Ya da en azından bir şeyleri açıklamaya çalışırken. | Open Subtitles | ، ليست كوسيلة لتوضيح الأشياء . هذا كل ما في الأمر |
| Vergi bildirimi sırasında açıklayacak bir şeyleri olsun. | Open Subtitles | أعطها شيئ لتوضيح في وقت الضريبة |
| Hizmeti aldığınızı göstermek için, ama yanında bir ücret yok. | Open Subtitles | لتوضيح أنّك تلقيتها ولكنّك ها هنا ترى أنّها بدون مُقابل |