| Bize verdiği görev birkaç yıl öncesine kadar inanılmaz bir görevdi. | TED | منحنا تحدياً كان غير قابل للتصديق في بضع سنوات سابقة. |
| Yani en inanılmaz oyunculuk işleri. Aslında onu bir gerizekâlı sanıyordum. | Open Subtitles | أعني شغل بالوكالة غير قابل للتصديق إعتقدت في الحقيقة بأنّه كان غبي |
| Ya bunu inandırıcı bir şekilde yaparsın ya da buradan çıkamazsın. | Open Subtitles | يجب أن تجعل هذا قابلاً للتصديق وإلا فلن تخرج من هنا |
| İkisi de kurgu olmasına karşın, bu seferki daha inandırıcı idi. | Open Subtitles | ورغم أنّ كِليهما خيال، على الأقل تلك الرواية كانت قابلة للتصديق. |
| Bu karmaşık dünyaları inanılır, anlaşılır, ve keşfetmeye değer yapan da budur. | TED | وهذا مايجعل هذه العوالم المعقدة قابلة للتصديق وشاملة وتستحق الاستكشاف. |
| İtiraf et, inanması zor bir hikaye. | Open Subtitles | عليك أن تسمح بذلك .. يالها من طرائف غير قابله للتصديق |
| Ama kardeşinizin burada iradesi dışında tutulduğuna inanmak için sebeplerim var. | Open Subtitles | لكن أنا لدي السبب للتصديق أن أخوكِ موجود هنا ضد رغبته |
| Will Graham, Hannibal Lecter'ın Chesapeake Matadoru olduğuna inanmaya oldukça meyilli. | Open Subtitles | ويل جراهام متحمس جدًا للتصديق بأن هانيبال ليكتر هو سفاح التشيسابيك |
| CIA'deki dostumuz da, anlattığı hikaye kadar inanılmaz. | Open Subtitles | صديقنا من وكالة المخابرات المركزية حول غير قابل للتصديق كقصّته. |
| Nick Marshall'ın dışında herkes... inanılmaz, sadece o göz teması kuruyor. | Open Subtitles | غير قابل للتصديق ، الوحيد الذي ينظر لعيني مباشرة |
| Su numunesi alındı. İnanılmaz özellikleri var gibi görünüyordu. | Open Subtitles | عينة الماء المسترجعة بدت لها خواص غير قابلة للتصديق |
| O kadar inanılmaz akıl almaz bir şey ki onu bilmek tüm dünyaya yeniden bakmak demek. | Open Subtitles | الشيء ذلك غير قابل للتصديق جدا، مدهش جدا، الذي لمعرفته ل إنظر إلى كامل العالم ثانية. |
| Geçit sisteminin bu kadar ilkel birileri tarafından deşifre edilmiş olmasını inanılmaz buluyorum. | Open Subtitles | أجد ذلك غير قابل للتصديق أشخلص بدائيون مثلكم حلو نظام البوابة |
| Hadi ama, inandırıcı olması gerekiyor, bir şeyleri yakıp yıkabiliyor yani. | Open Subtitles | على الأمر أن يكون قابل للتصديق لذا فهما يرديان ويفجران الأشياء |
| Çok inandırıcı buluyorum ama bu odadaki tek ebeveynin de ben olduğumu düşünüyorum. | Open Subtitles | أنا أجدها قابلة للتصديق بالفعل ولكني أعتقد أنني الأب الوحيد في هذه الغرفة |
| Biliyor musun, bitirmeme izin versen daha inandırıcı olurdu. | Open Subtitles | اتعلمى , كان سيكون قابل للتصديق اكتر لو جعلتنى انهى كلامى |
| Yukarı tarafı olmalı ve inanılır olmalı. | TED | يجب أن يكون الإتجاه تصاعديا , و من ثم يجب أن يكون قابلا للتصديق. |
| Hayır, gey değilim. İnanması biraz zor ama... | Open Subtitles | كلا, لست شاذاً هناك أمر غير قابل للتصديق |
| Masum vatandaşları kitleler hâlinde öldürerek şöhret ve alkış alarak kendini bir kahraman olarak inanmak gerçekten de aptalca. | Open Subtitles | , أنها حماقة , حقا , للتصديق بنفسه أنه بطل ليطلب الشهرة والتصفيق |
| Will Graham, Hannibal Lecter'ın Chesapeake Matadoru olduğuna inanmaya oldukça meyilli. | Open Subtitles | ويل جراهام متحمس جدًا للتصديق بأن هانيبال ليكتر هو سفاح التشيسابيك |
| Bu plan, öğretmen olmak için İran'a giden öğretmenlere göre mantıklı. | Open Subtitles | هذا قابل للتصديق اكثر من أساتذة أجنبيين يدرسون في إيران |
| Karakterlerimin sayfadan fırlayacak kadar gerçekçi olduğunu biliyorum. | Open Subtitles | أعلم أن شخصياتي قابلة للتصديق لدرجة إنها تبدو بأنها تثب بعيداً عن الصفحة |
| Hiç bilmediğimiz bu şeyler, inanmakta olduğumuz her şeyi tahrip ettiler. Bir türlü kabullenemiyor. | Open Subtitles | كل هذه الأشياء التي عرفناها قد شتت كل شئ كنا نعرفه سابقا، لقد وجد ذلك صعبا للتصديق |
| Bütün planlarını ve kim bilir... daha hangi sorumsuz tasarılarını eski psikiyatrına anlatan... vesikalı bir deli. | Open Subtitles | اي مجنون قابل للتصديق الذى اخبر طبيبته السابقة كل مخططاته ليبارك الله خططه |
| İnanılmayacak bir olasılık sundum O zamandan beri, bu olasılık bana her ne kadar inanılmaz da olsa bir olasılıktan daha fazla bir şeymiş gibi geliyor. | Open Subtitles | واقترحت إمكانية غير قابلة للتصديق منذ ذلك الحين, بدأت بتصديق تلك الإمكانية مهما كانت غير قابلة للتصديق فإنها الآن أكثر احتمالا |
| Gerçeği söylemenin avantajı hakiki olmasıdır ve bir ölçüde gerçek her zaman daha inandırıcıdır. | Open Subtitles | الحقيقة لديها إيجابية في كونها صحيحة والحقيقة قابلة أكثر للتصديق |
| Ve bu inanış, bize öğretilen bu şey; kadın hikâyelerinin gerçekten önemli olduğuna inanmaya hazır olup olmadığımızı belirleyen budur. | TED | و هذا هو الاقتناع، الذي تعلمناه، أنني أعتقد أن هذا يحدد ما تم تهيئة الكثيرين للتصديق بأن قصص المرأة لها أهمية بالفعل. |