| Babanın böyle çabuk yola çıkmak zorunda kalacağını sanmıyordum. | Open Subtitles | لم أظن أنه ينبغي لوالدك السفر بهذه السرعة |
| Dünyada bir tane bile dürüst adamın kaldığını sanmıyordum. | Open Subtitles | لم أظن أنه بقى رجال أمناء في هذا العالم. |
| Böyle bir şey yapabileceğini hiç düşünmemiştim. | Open Subtitles | لم أظن أنه قادر على فعل شيء مثل هذا |
| Kız arkadaşı olacağını hiç düşünmemiştim. | Open Subtitles | لم أظن أنه قد يمتلك حبيبة. |
| Cranford'da bu kadar görkemli şeyler göreceğimi hiç sanmazdım! | Open Subtitles | لم أظن أنه سيكون عرضاً للملابس في كرانفورد |
| Greve gidecek kadar delireceğini düşünmedim ya da grevin bu kadar uzun süreceğini. | Open Subtitles | حسناً، لم أظن أنه سيُجن بما يكفي لينظم إضراباً ولم أظن أن الإضراب سيستمر كل هذه الفترة. |
| Böyle bir şey için olduğunu düşünmemiştim. | Open Subtitles | أنا لم أظن أنه من أجل شيء كهذا |
| Kendisini bu kadar ucuza satacağını sanmıyordum. | Open Subtitles | لم أظن أنه سيبيع نفسه بهذا الرخص |
| Bunun sosyal bir şey olacağını sanmıyordum. | Open Subtitles | لم أظن أنه سيكون أمرًا اجتماعيًا |
| Sana bu tarz şeyleri açıklamama gerek olduğunu sanmıyordum Jefferson. | Open Subtitles | لم أظن أنه علي تفسير أمور كهذه إليك، (جيفرسون). بربك. |
| Geleceğini hiç sanmıyordum. | Open Subtitles | لم أظن أنه سـيأتي |
| Başarabileceğimi sanmıyordum. | Open Subtitles | لم أظن أنه يمكنني فعلها |
| Bu kadar kötüye gideceğini hiç düşünmemiştim. | Open Subtitles | لم أظن أنه سيكون بهذا السوء |
| Bunu söyleyebileceğimi hiç sanmazdım ama, sanırım Paul için üzüldüm. | Open Subtitles | لم أظن أنه يمكن أن أقول هذا لكنني أشعر بالأسف لأجل (بول) |
| James, lütfen, anlaman gerek, onu kurtarmak için bir yol olabileceğini düşünmedim. | Open Subtitles | جيمس, أرجوك جيمس, عليك أن تفهم أنني لم أظن أنه بإمكاني فعل شيء لإنقاذها |
| Bunu atlatabileceğini düşünmedim. İçine kapandı. | Open Subtitles | لم أظن أنه كان سيعبرها، لقد توقف |
| - O kadar önemli olduğunu düşünmemiştim. | Open Subtitles | لم أظن أنه شيء مهم |