| Sen şisko kıçının üstünde oturmaktan başka birşey yapmak zorunda değilsin. Ama önce ben ve küçük bebek eski günleri yeniden yaşayacağız. Kahretsin Mick! | Open Subtitles | و لن تضطر لفعل شيئ سوى الجلوس على مؤخرتك السمينه اللعنه,ميك,لم تذكر شيئاً عن قتل الرئيس |
| Öldürmek zorunda değilsin. Zaten hepimiz ölü oluruz. | Open Subtitles | إذا لم ينجح هذا لن تضطر الي قتلي لاننا سنكون كلنا موتي |
| Öncelikle benim gibi katlanılmaz cahil bir mesihi dinlemenize gerek kalmayacak. | TED | أولا، لن تضطر إلى الاستماع إلى واحد مثلي يظن أنه المسيح |
| Ayrıca onları aramana gerek kalmayacak. Önce onlar seni bulacak. | Open Subtitles | فوق ذلك، لن تضطر إلى البحث عنهم، سيجدونك أولاً |
| Eve daha sık uğrasaydın sormak zorunda kalmazdın. | Open Subtitles | لن تضطر للسؤال إذا أتيت للمنزل أكثر الأحيان |
| İkincisi, benimle olduğun sürece bir daha asla ama asla aynalara bakmak zorunda kalmayacaksın. | Open Subtitles | وثانيا، لن تضطر أبدا لرؤية لرؤية صورتك مجددا، طالما أنك معي |
| En azından şu Binbaşı saçmalığına devam etmek zorunda kalmayacaksınız. | Open Subtitles | على الأقل ، لن تضطر لمواجهة هذه الأشياء يا ميجور |
| Eğer benim Jing Wu'da senin evine taşınmama izin verirsen bir daha herhangibir yere gitmek zorunda olmazsın, öyle değil mi? | Open Subtitles | لو تركتني اذهب معك الي جينج وو لن تضطر ان تذهب الي اي مكان اليس كذلك ؟ |
| Birkaç gün içinde izlemek zorunda olmayacaksın. Çünkü evine gideceksin. | Open Subtitles | في غضون أيام لن تضطر للمشاهدة لأنّك ستعود للمنزل |
| Jenny'nin artık o evde kalmak zorunda olmadığını söyledi. | Open Subtitles | لن تضطر جينى إلى البقاء فى ذلك البيت |
| Yakında mezun olacaksın. Onları bir daha görmek zorunda değilsin. | Open Subtitles | سوف تتخرج من المدرسة الثانوية قريباً و لن تضطر لرؤيتهم مجدداً |
| Bir de iyi tarafından bak, artık nafaka ödemek zorunda değilsin. | Open Subtitles | انظر إلى الجانب المشرق لن تضطر لدفع النفقة بعد الآن |
| Buna gerek kalmayacak. Buradan sağ salim çıkacağım. Söz veriyorum. | Open Subtitles | لن تضطر لذلك، سأغادر من هنا سالمة، أعدك. |
| Dur, dur. gerek kalmayacak. | Open Subtitles | انتظر، انتظر، انتظر، لن تضطر لذلك. |
| Eğer daha dikkatli olsalardı her sene bunu yapmak zorunda kalmazdın. | Open Subtitles | حسنا لو كانوا أكثر حذرا أنك لن تضطر إلى القيام بذلك في كل عام |
| Hiç bir yere gitmek zorunda kalmazdın, değil mi? | Open Subtitles | لن تضطر ان تذهب الي اي مكان اليس كذلك ؟ |
| Yeni arabana bir isim vermek zorunda kalmayacaksın sanırım. | Open Subtitles | أعتقد بأنك لن تضطر إلى تسمية سيارتك الجديدة بعد ذلك |
| En azından ilişkisi hakkındaki haberi yayınlamak zorunda kalmayacaksın. | Open Subtitles | لن تضطر على الأقل أن تنشر قصة علاقتها الغرامية |
| En azından sen cehennem taşı geri dönmek zorunda kalmayacaksınız. | Open Subtitles | ما لا يقل عن أنك لن تضطر للذهاب إلى حجر جهنم. |
| Özetle artık hiçbiriniz sakso çekmek zorunda kalmayacaksınız. | Open Subtitles | باختصار، لن تضطر أية واحدة منكن إلى تقديم الجنس الفموي بعد الآن. |
| Eğer benim Jing Wu'da senin evine taşınmama izin verirsen bir daha herhangibir yere gitmek zorunda olmazsın, öyle değil mi? | Open Subtitles | لو تركتني اذهب معك الى جينج وو لن تضطر ان تذهب الى اي مكان اليس كذلك ؟ |
| Sesimi duymak zorunda olmayacaksın. | Open Subtitles | لن تضطر لسماع صوتي مجدداً |
| Jenny'nin artık o evde kalmak zorunda olmadığını söyledi. | Open Subtitles | لن تضطر (جيني) إلى البقاء في ذلك البيت |