| anahtar, kızın kostümünde tabi. | Open Subtitles | مفتاح الحل يكمن في زي الفتاة، في الجزء الداخلي |
| Ama herşey Kevin'in ölümüyle başlamış. Bence anahtar o. | Open Subtitles | ولكن هذا كله بدأ بموت كيفين وأظن أنه هو مفتاح الحل |
| Bu yazıları çözmek,düz suratların medeniyetini anlamak için, anahtar değerinde olmalı. Bu yazıları çözmek,düz suratların medeniyetini anlamak için,anahtar değerinde olmalı. | Open Subtitles | لابد وأن هذه الكتابة مفتاح الحل لحضارة هؤلاء أصحاب الوجوه المسطحة |
| Buna cevap verdiğinde, geleceğimizin anahtarı ellerinde olabilir. | Open Subtitles | جاوب عن ذلك و قد تمتلك مفتاح الحل لمستقبلنا |
| Bebek geleceğimizin anahtarı olabilir. | Open Subtitles | و قد تكون هذه الطفلة هي مفتاح الحل لمستقبلنا |
| Bize göre, bunun anahtarı, farklılık gibi gözüküyor. | Open Subtitles | وبالنسبة لنا، بدى لنا مفتاح الحل هو، شرائح مختلفة من الناس. |
| Onu bulacak anahtar da bu kemiklerin içinde olmalı. | Open Subtitles | مفتاح الحل لايجاده لابد ان يكون في تلك العظام |
| Inoue Vakfı olayda anahtar durumunda. | Open Subtitles | ان مؤسسة اينو هي مفتاح الحل في القضية |
| "Sayısal olarak sonsuz" anahtar kelimelerdir. | TED | مفتاح الحل هو اللانهائية. |
| Düzen, anahtar bu. | Open Subtitles | هذا هو مفتاح الحل. |
| Mattie, bu anahtar olabilir. | Open Subtitles | (ماتي)، قد يكون هذا مفتاح الحل |
| Kambur beni, kütüphanecinin asistanı Peder Berengar'ın tüm bu gizemin, anahtarı olduğuna ikna etti. | Open Subtitles | الأحدب أقنعني بأن الأخ بارينجر مُساعد أمين المكتبة, هو مفتاح الحل لهذه الأحجية - ماذا قلت ؟ |
| Veya belki Kamisky'nin bunu nasıl yaptığının anahtarı vardır. | Open Subtitles | او ربما مفتاح الحل لكيف صنعت |
| Bütün her şeyin anahtarı onun elinde. | Open Subtitles | انه يحمل مفتاح الحل |