| Bağımsız, kendine yeten, evli, çalışan, mutlu bir kızım vardı. | Open Subtitles | ابنة، مستقلة مكتفية بذاتها متزوجة، تعمل، وسعيدة |
| İnsanlar kendilerini emsalsiz ve kendilerine yeten sistemler olarak görüyor ama biz parçaların bir bütünüyüz. | Open Subtitles | الناس ترى أنفسها فريدة مكتفية ذاتياً، ولكننا مجرد مجموعة من قطع الغيار |
| Evet, iç tasarımı geliştirilmiş, ve kendi kendine yeten mükemmel versiyonu ürettik. | Open Subtitles | أجل قمت بتحسين التصميم الداخلي وجعلناه تمام .يوجد نسخة ولدت (مكتفية ذاتياً) |
| Kendi kendine yeten bir topluluk. | Open Subtitles | مجتمع مكتفية ذاتيا. |
| Bu gibi akıllıca yöntemler sayesinde Çin bugün bile kendi kendine yetebilen bir ülke konumundadır. | Open Subtitles | إستغلال البيئة بهذا الشكل هو ما يمكن الصين لتصبح غذائيا مكتفية ذاتيا بشكل كبير، و حتى هذا اليوم |
| Durun açık konuşayım. Ben güçlü ve kendine yetebilen bir kadınım. Ve sana çakmayacağım Schmidt. | Open Subtitles | اسمحوا لى ان اكون واضحة هنا، انا امرأة قوية و مكتفية ذاتيا ولن اقوم بمضاجعتك (شميت) |
| Ben oldukça kendi kendine yeten biriyimdir. | Open Subtitles | أنا بالواقع مكتفية ذاتيا |