| Bir ev aldım ve Tanrı izin verdiği sürece burada kalmayı düşünüyorum. | Open Subtitles | للرحيل عن المخيم لقد إشتريت منزلاً وأنوي العيش هنا طالما يهبني الله |
| Yiyecek bulduğu sürece burada beslenecek. | Open Subtitles | سَيُواصلُ التَغْذِية هنا طالما هناك غذاء في الماءِ. |
| Kedilere baktığımız sürece burada kalabileceğimizi söyledi. | Open Subtitles | قالت يمكننا المكوث هنا طالما نعتني بالقطط |
| Yapabilirsiniz Tabii ki, evet. Sen sürece istediğiniz kadar burada kalabilirsin. | Open Subtitles | بالطبع تستطيعين ، نعم ، يمكنكِ البقاء هنا طالما رغبتِ بذالك |
| İstediğin kadar burada saklanabilmen için hoş geldin. | Open Subtitles | حَسناً، أنت أكثر مِن مرحب بك لتختبئي هنا طالما احتجتي لذلك |
| Yatağın o tarafında uyuduğun sürece burada kalabilirsin, tamam mı? | Open Subtitles | يمكنك النوم هنا طالما بقية في هذه الناحية من السرير، اتفقنا؟ |
| Biliyorsun, bu belgeleme işinde ihtiyacım olduğu sürece burada olacaklar. | Open Subtitles | تعرفِ أنهم يجب أن يكونوا هنا طالما يَحتاجونَ لتَوثيقي |
| Tütün olduğu sürece burada içmeme izin verdi. | Open Subtitles | لقد قال أنه يمكنني التدخين هنا طالما أنه تبغ فقط |
| Anlaşmamız, sen kendi üzerine düşeni yaptığın sürece burada kalabilmendi. | Open Subtitles | كان الاتفاق أنه يمكنك العيش هنا طالما تلتزمين بطرفك من الاتفاق. |
| Bu alev yandığı sürece burada kalacağım. | Open Subtitles | أنا سأبقى هنا طالما هذا اللهب يحترق. |
| Sen istediğin sürece burada bir işin olacak. | Open Subtitles | لديك عمل هنا طالما أردتِ واحده |
| Hal düzelene kadar burada bekleyeceğim ama sonra Yüzbaşı Weaver'la aldığımız karara göre-- | Open Subtitles | سابقى هنا طالما يحتاج هال ليتعافى لكنني والرائد ويفر اتفقنا مقدما |
| Bu arada, istediğin kadar burada kalabilirsin. | Open Subtitles | بينما ننتظر، يمكنكِ البقاء هنا طالما أنتِ بحاجة لذلكِ. |
| Bana tıpış tıpış dönene kadar burada gerektiği kadar kalabilir. | Open Subtitles | سأدعها هنا طالما لزم الأمر حتى تأتي إليّ زاحفة. |
| Fırtına dinene kadar burada güvendeyiz. | Open Subtitles | أخرجه، نحن بأمان هنا .طالما أننا إبتعدنا عن العاصفة |