| Her şey iyi olacak deyip duruyorsun ama her şey daha da kötüleşiyor. | Open Subtitles | تظلين تقولي أنّ كُل شئ على ما يرام و لكن كل شيئ يسوء |
| Durumları kötüleşiyor, ama lenfler artık normal. | Open Subtitles | . لكنهم جميعاً ألان يتصرفون مثل الأطفال . ان الوضع يسوء |
| Bardağın dolu tarafına bak-- en azından daha kötüsü olamaz. | Open Subtitles | أنظر للجانب الجيد على الأقل لا يمكن أن يسوء الحال |
| Takip ediliyor. Daha da kötüleşebilir. | Open Subtitles | هناك أحد ما يلاحقها و أعتقد أن الأمر سوف يسوء |
| İşler ters gittiğinde, birinin kıçınızı çatışmadan çekip çıkarması lazım. | Open Subtitles | على شخص أن يقوم بإنقاذكم من الموت عندما يسوء الوضع. |
| Daha da kötüye gidiyor ve tek önemsediğim kişi Hugh Sloan. | Open Subtitles | و الوضع يسوء و الوحيد الذي أهتم بشأنه هو هيو سلون |
| İşler sarpa sarınca bizi yüzüstü bırakmayın yeter. | Open Subtitles | فقط أعطنا بعض ما عندك لا تتخلى عنّا عندما يسوء الطقس |
| Ama bu, Kedi gelmezse, polis seni yakalar ve her şey daha kötü olabilir. | Open Subtitles | ولكن اذا لم يظهر هذا القط ؟ سوف يقبض عليك البوليس وسوف يسوء الوضع أكثر |
| Sonra, iyice kötüleşmeden önce yani tesise yerleştirilmeden önce demişti ki... | Open Subtitles | لكن قبل ان يسوء الامر ويذهب للمصحة قال انه يمكنه ان |
| Pis, suç yuvası, gürültülü. Giderek kötüleşiyor. | Open Subtitles | قذر, ملىء بالجريمة, و مزعج و الأمر يسوء فقط |
| Hey, gerçekten acele etmeliyiz, dışarıda durum kötüleşiyor. | Open Subtitles | مرحبًا , يجب علينا حقًا الإسراع الجو يسوء في الخارج. |
| O bunların dışında kalıyor ama durum gittikçe kötüleşiyor. | Open Subtitles | لقد كان جيك خارج الموضوع, ولكن اسمعني, ان الوضع يسوء |
| Bundan daha kötüsü olamaz, değil mi? | Open Subtitles | حسناً، لا يمكن أن يسوء الأمر أكثر من ذلك، أليس كذلك؟ |
| Sizi çağırtmak zorunda kaldık. 3 kişi öldü. Daha kötüsü de olabilirdi. | Open Subtitles | آسف أنني أحضرتكم إلي هنا يارفاق ثلاث أشخاص ماتوا ، وكان يمكن أن يسوء الأمر أكثر |
| Görüşünü kaybetmesi çok yeni ve hızlı bir şekilde kötüleşebilir. | Open Subtitles | فقدانه للرؤية حدث مؤخراً ومن الممكن أن يسوء الأمر |
| Hipnoz ters etki yaratıp anılarına zarar verebilir. | Open Subtitles | يمكن أن يسوء التنويم المغناطيسي ويشوه ذكرياتك |
| Çünkü her gün daha kötüye gidiyor. Daha rahatsız ve öfkeli. | Open Subtitles | وضعه يسوء كل يوم يصبح أكثر اضطراباً وعنفاً |
| İşler sarpa sardığında bize haber ver, biz de onu patlatalım. | Open Subtitles | اعلمنا فقط حينما يسوء الأمر، وسنكون جاهزين |
| Bugün üçüncü. Gece daha kötü. Bunun arkasında biri var. | Open Subtitles | الثالث على التوالى اليوم و فى الليل يسوء الحال |
| Ve işler daha da... kötüye gider. | Open Subtitles | وبصفتي شرطي فبوسعي أن أخبرك قد يسوء الوضع كثيراً |
| Ameliyatın riskleri var ama kanama daha da kötüleşmeden olmak zorunda. | Open Subtitles | هناك مخاطر في هذه الجراحة ولكن يجب القيام بها قبل أن يسوء النزيف |
| Ve durumları her ne kadar talihsiz göründüyse de kötüleşmeye daha yeni başlamıştı. | Open Subtitles | ,و لسؤ الحظ كما بدت حالتهم . كان الأمر يسوء |
| En iyi arkadaşımın acı çekerek ölmesini izledim. Günüm daha da kötü geçemez. | Open Subtitles | لتوي رأيت أعز صديقة لي تنازع الموت لا يمكن ليومي أن يسوء أكثر |
| Eğer Angel eski haline dönerse, işler ne kadar kötüye gidebilir? | Open Subtitles | لو عاد لأيامه القديمة كم يمكن أن يسوء الأمر ؟ |
| ve üzülerek söylemeliyim ki yaşla birlikte giderek kötüleşir. | Open Subtitles | و انا حزين لاخبرك انه يسوء مع التقدم في العمر |
| Neden bu kadar kötüleşene kadar tedavi olmadın, anlamıyorum. | Open Subtitles | لا أفهم لماذا تركتموه يسوء إلى هذه الدرجة قبل البحث عن علاج. |
| Ona şimdi karşı gelmezsen her şey daha da kötüleşecek. | Open Subtitles | اعني, ان لم تواجهها الان سيجعل هذا الأمر يسوء |