Büyülü Orman'da doğdum ve bir ağacın içindeki bir portalla, bir laneti kırabileyim diye gönderildim. | Open Subtitles | وُلدتُ في الغابة المسحورة و أُرسلتُ عبرَ بوّابة في شجرة لأتمكّن مِنْ إبطال لعنة |
Sanırım Büyülü Orman'da öğrendiklerimi ona anlatmamış olabilirim. | Open Subtitles | لعلّي لمْ أخبرها تماماً بما اكتشفته في الغابة المسحورة |
Büyülü Orman'da aramızda yaşananları hiçkimse bilmemeli. | Open Subtitles | يجب ألّا يعرف أحد بما جرى بيننا في الغابة المسحورة |
Büyülü Orman'da oldukları kesin. | Open Subtitles | إنّهما في الغابة المسحورة هذا مؤكّد. |
Büyülü Orman'da benim için anlam ifade eden hiçbir şey yoktu. | Open Subtitles | لمْ يكن لي شيء في الغابة المسحورة |
En son Büyülü Orman'da bulunduğumda yeni doğmuş kızım lanetten kaçabilsin diye onu sihirli bir gardolaba koyabilmek için bir kara şövalyeyle dövüşmüştüm. | Open Subtitles | أثناء تواجدي السابق في الغابة المسحورة بارزتُ فارساً أسود لأضع ابنتي المولودة حديثاً... |
Biz Büyülü Orman'da değiliz. Burası Var Olmayan Ülke. | Open Subtitles | لسنا في الغابة المسحورة هذه "نفرلاند" |
Bu iyi kalplilik saçmalık, Pamuk. Büyülü Orman'da işe yarayabilir. | Open Subtitles | يبدو هراءً جيّداً (سنو) قد ينفع في الغابة المسحورة |
David, Büyülü Orman'da geçirdiğimiz bir yıla dair anılarımız kayıp. | Open Subtitles | (ديفيد)، إنّنا فاقدون لذكريات عام في الغابة المسحورة |