| Sahtekâr olduğumu düşünüyor ve bunu kanıtlamaya çalışıyorsun. Ama asıl sahtekâr sensin. | Open Subtitles | تظنّين بأنّني محتال وتحاولين إثبات ذلك ولكن الحقيقة هي أنّك أنت المحتالة |
| Odadaki en zeki kişi olmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum ve bunu kanıtlamaya çalışmanın zaman kaybı olduğunu da biliyorum. | Open Subtitles | أعلم ما هو شعور أن تكون الأذكى بالغرفة وأعلم أيضاً أنه تضييع للوقت محاولة إثبات ذلك. |
| Babamıza tuzak kuruluyor ve bunu kanıtlamaya başlamamız lazım. | Open Subtitles | والدنا محل تلفيق، وعلينا الشروع في إثبات ذلك. |
| Sadece bunu kanıtlamaya çalışıyordum. | Open Subtitles | كنت أحاول إيضاح هذا لك |
| Sadece bunu kanıtlamaya çalışıyordum. | Open Subtitles | كنت أحاول إيضاح هذا لك |
| Mayer'a bunu kanıtlamaya gitmişti. | Open Subtitles | وذهب إلى (مايار) للحصول على دليلٍ لإثبات ذلك |
| Muhtemelen cesur bir adamsın. Sakın bunu kanıtlamaya kalkma. | Open Subtitles | . يبدو أنك شجاع لا تحاول إثبات ذلك |
| Bu gizli kurum tüm gücüyle bunu kanıtlamaya çalışıyor. | Open Subtitles | لدي وكالة سرة كاملة تحاول إثبات ذلك |
| bunu kanıtlamaya beni zorlamayın. | Open Subtitles | لا تجبروني علي إثبات ذلك. |
| Bree, Maxine'nin yardım aldığından emindi ve bunu kanıtlamaya kararlıydı. | Open Subtitles | أدركت (بري) أن (ماكسين) تطرّقت للمساعدة (و لسوء حظ (ماكسين بري) نوت إثبات ذلك) |
| bunu kanıtlamaya çalışıyor. | Open Subtitles | إنها تحاول إثبات ذلك |
| Jack Mayer'a bunu kanıtlamaya gitmişti. | Open Subtitles | ولقد ذهب (جاك) إلى (مايار) لإثبات ذلك |