| Bu kasabanın geliri, elma ve vişne bahçeleriyle elde edilir. | Open Subtitles | عميل مولدر هذه البلدة تعيش فقط على زراعة التفاح و الفراولة |
| Hamburger, birkaç tane elma ve daha birçok şey. | Open Subtitles | هامبرجر , و بعض التفاح و الكثير من الاشياء الاخرى |
| elma ve hindistan ceviz kremalı. | Open Subtitles | وتحضر لي فطائر التفاح و كريم جوز الهند مضى عليها يومان |
| elma ve portakallar her yerde. Biz de birlikte yuvarlandık tabi. Evet. | Open Subtitles | ــ والبرتقال والتفاح يتدحرجان ــ وكنا نترنح |
| Ama daha sonra mutfağa sızıp bir kase meyve aldım çünkü sızlanmanızı istemedim biraz portakal, birkaç elma ve biraz dut, böğürtlen. | Open Subtitles | لكن بعد ذلك تسللت إلى المطبخ وأحضرت لك وعاء من الفواكه لأنني لم أريدك أن تبكي بعضًا من البرتقال والتفاح والتوت |
| Bay Chips'in sahibi onu elma ve muzla besliyor. | Open Subtitles | مالك السيد تشيببس يطعمه فقط تفاح و موز |
| - Sonra görüşürüz çocuklar. - elma ve doritos... | Open Subtitles | أراكم لاحقاً يا رفاق- "تفاح و "دوريتوس- |
| İstediğin kadar şeftali, elma ve portakal alıp onları eve götürmeni istiyorum. | Open Subtitles | أريدك أن تأخذ العديد من الخوخ و التفاح و البرتقال, كما تحب... و ثم خذهم للمنزل |
| İçinde neler var? Peki, biraz elma ve tarçın... ve saçım. | Open Subtitles | بعض التفاح و القرفة و شعري |
| İyiydi. Yani elma ve püre... | Open Subtitles | لقد كان جيد التفاح و الصلصه |
| elma ve portakal arasındaki fark, Craig. | Open Subtitles | اوه، (التفاح و البرتقال)، "كريغ". تعبير يستخدم في مقارنة شيئان مختلفان تماماً ولا يمكن مقارنة بينما عملياً |
| Ben dut, elma ve yem toplayacağım. | Open Subtitles | -I اختيار التوت و التفاح و العلف . |
| Vanilya gibi kokardı... ve elma... ve çilek. | Open Subtitles | كانت رائحتها كالفانيليا... والتفاح... والفراولة |
| - Aynı zamanda elma ve noelin rengidir de. | Open Subtitles | والتفاح و رأس السنة. |
| elma ve kirazlı var. | Open Subtitles | لدينا فطيره تفاح و كرز |
| ♪ elma ve erik ve de bir kayısı ♪ | Open Subtitles | تفاح و برقوق ومشمش أيضاً |