| Yaptıkları tek şey müzakere etmek, pazarlık yapmak ve anlaşmalar imzalamak. Hepsi tavizci. | Open Subtitles | كلّ ما يفعلونه هو التفاوض والتجادل وتوقيع المعاهدات |
| Senin işin bilinmeyen hastanelere bilinmeyen malzemeleri sağlamak için müzakere etmeyi hak etmeyenler için müzakere etmek. | Open Subtitles | عملك التفاوض مع من لا يستحقون التفاوض. وأن تأمني إمدادات مجهولة من مشفى مجهول. |
| müzakere etmek istersen yardım etmeye istekli olabilirim. | Open Subtitles | ، إذا أردت التفاوض معي رُبما أنوي مُساعدتك |
| Yapacağım iş müzakere etmek. | Open Subtitles | لطيفة المحاولة. التفاوض هو ما أقوم به. |
| Boşanma anlaşması görüşmesine, dekolte bir elbiseyle gittim sonra Doug'ın avukatı tekrar müzakere etmek için otelime geldi. | Open Subtitles | ماذا تقصدين؟ ارتديت فستاناً مفتوحاً .. إلى جلسة الإستماع وبعد ذلك، أتى محامي (دوغ) إلى غرفتي في الفندق لإعادة التفاوض |
| Boşanma anlaşması görüşmesine, dekolte bir elbiseyle gittim sonra Doug'ın avukatı tekrar müzakere etmek için otelime geldi. | Open Subtitles | ارتديت فستاناً مفتوحاً .. إلى جلسة الإستماع وبعد ذلك، أتى محامي (دوغ) إلى غرفتي في الفندق لإعادة التفاوض |
| müzakere etmek istiyor. | Open Subtitles | وقالت إنها تريد التفاوض. |
| - müzakere etmek istiyor. | Open Subtitles | - يريد التفاوض. |