| Arkadaşlarının adını vermediği takdirde onu ihbar etmekle tehdit etti. | Open Subtitles | هدد بالإبلاغ عنها إذا لم تقر له عن أسماء أصدقائها |
| Yoksa senin dolandırıcılıkla para aklama yaptığını söylemekle mi tehdit etti? | Open Subtitles | أم أنه هدد بفضح عملية غسيل الأموال الخاصة بك؟ غسيل الأموال؟ |
| Ama beni dava etmekle tehdit etti, ilk önce onun araması gerekiyor. | Open Subtitles | لكنّه هدّد بمقاضاتي هو يجب أن يتّصل أولا |
| Başka bir laboratuvar bu testi yapacakken şirket patent ihlali nedeniyle laboatuvarı dava etmekle tehdit etti. | TED | لذلك، حاول معمل آخر أن يقدم الاختبار لكن الشركة حاملة براءة الاختراع هددت أن تقاضي المعمل بإنتهاك براءة الاختراع |
| Dünyada herkesten çok sevdiğim adam kafama bir silah dayadı ve beni öldürmekle tehdit etti, hatırlayabileceğimden daha fazla kez. | TED | الرجل الذي أحبتته أكثر من أي شخص على الأرض حمل سلاحا عند رأسي وهدد بقتلي أكثر من المرات التي أستطيع تذكرها. |
| Aslında çıkıyor. Babam parasız bırakmakla tehdit etti. | Open Subtitles | لقد إعترضوا فعلاً أبي هددني بألا يعطني سنتاً واحداً |
| Bir vaazı sırasında, beyaz erkeklerden oluşan bir topluluk onu, konuşma yaptığı çadırı ateşe vermekle tehdit etti. | TED | في إحدى عظاتها هدد حشد من البيض المتعصبين بإشعال النيران في خيمتها التي كانت تتحدث فيها. |
| Benden hoşlanmazdı. Beni, herkesin ortasında öldürmekle tehdit etti. | Open Subtitles | لم يكن يحبني ، لقد هدد بقتلي في مكان عام |
| Öldürdüğüm kızın babası, dün gece beni öldürmekle tehdit etti. | Open Subtitles | ان والد الفتاة التي قتلتها هدد بقتلي بالامس |
| Terell, basına annemi açıklamakla tehdit etti. | Open Subtitles | ثم أن تيريل هدد بالذهاب الى العامة بخصوص والدتي |
| Aman Allah'ım, evet! Hepimizi dans etmekle tehdit etti. | Open Subtitles | ياربى,هذا صحيح لقد هدد بأن يرقص معنا جميعا |
| Yıllar önce kocanız, bu dünyada beni seven tek kişiyi tehdit etti. | Open Subtitles | قبل سنوات زوجك هدد الشخص الوحيد في العالم الذي اعتنى بي |
| Bir müfreze asker çağırarak zorla girmekle tehdit etti. | Open Subtitles | هدّد بالدخول بالقوة بإرساله فى طلب فصيلة من الجنود |
| Hawthorn'u tamamlarken yatakta öylesine debelenmişim ki... annen bir otele taşınmakla tehdit etti. | Open Subtitles | حينما كنت في نهاية كتابي هوثرن كنت اتقلّب في فراشي كثيراً وبشكلٍ مريع لدرجة أنّ أمّك هددت بالذهاب إلى أحد الفنادق |
| Reiser çıldırdı ve bir doktoru tehdit etti. | Open Subtitles | فقد أحد رجالى يدعى ريزر أعصابه وهدد الطبيب |
| Çavuş Dohun silahı bana doğrulttu ve beni ölümle tehdit etti dediğini yapmamı emretti. | Open Subtitles | لقد هددني بمسدسه هددني بالقتل إذا لم أنفذ أوامره |
| Belki bu ilişkiyi açıklamakla tehdit etti ve o da, sessiz kalması için onu öldürmeye karar verdi. | Open Subtitles | ربّما هدّدت بفضح العلاقة وقرّر أن يقتلها للحفاظ على هدوئها. |
| Hastanız avukatını çağırıp bizi dava etmekle tehdit etti. | Open Subtitles | لقد اتّصل مريضُكِ بمحاميه وهدّد بمقاضاتنا |
| Beni tehdit etti. Marry Jo'ya göre daha önce de şiddet gösterdi. | Open Subtitles | شيئاً اخر, لقد هددتني كماري جو لديها تاريخ مع العنف |
| Çünkü adamın biri Robert Underhay'i canlı olarak getirmekle tehdit etti. | Open Subtitles | لوجود رجل يهدد بكشف سر وجود روبرت اندرهاى حىً |
| Bu ödülü, nasıl kazandığınla ile ilgili gerçeği tüm dünyaya açıklamakla seni tehdit etti. | Open Subtitles | لقد هددك بأنـه سيخبـر العالـم الحقيقـة بشأن كيف أنك ربحـت تلك فعلاً |
| Seninle sex kaseti olduğunu söyleyen bir kadın aradı, ve kaseti yayınlamakla tehdit etti. | Open Subtitles | لقد تلقيت اتصالاً من امرأة بشأن شريط إباحى صوّرته أنت وهى تهدد بنشره |
| Hammond'ı tehdit etti onu paranoyak yaptı. | Open Subtitles | لقد قام بتهديد هاموند وجعله يصاب بالارتياب |
| Babam onu polise ihbar etmekle tehdit etti. | Open Subtitles | بعدما هدده والدي بتسليمه إلى الشرطة |
| - Evet, eminim. Anne-Marie'yi çok defa tehdit etti. | Open Subtitles | النظرة، هدّدَ آن ماري أكثر مِنْ عندما، بخير؟ |
| Olaya bak, geçen gün buraya geldi direkt içeri yürüdü, ben motorla uğraşıyordum sonra yüzüme karşı beni tehdit etti. | Open Subtitles | اسمع أتى هنا في ذلك اليوم ومشى إلى عندي وأنا أعمل على المحرك ووضع وجهه أمام وجهي بعدوانية هو يهددني |